serseri_kiz
04-17-2006, 12:27 PM
Yokluğun...
Ah o dayanılmaz yokluğun var ya... Uyutmuyor. Nefes aldırmıyor. Hiç bir şeyi yaşatmıyor. Bırak yaşatmayı...
Uzaktasın, ayrısın benden; sana duyduğum sonsuz sevgime, aşkıma rağmen. Var uzakta ol. Sana dokunamasam bile, yanımda göremesem bile her gün açacak bir çiçek. Senin için... Aşk için...
Yokluğun... Buz gibi. Zemheride bırakıyor yüreğimi. İçmeye çalıştığım bir bardak tavşan kanı çay bile ısıtmıyor içimi, okuduğum bir dolu aşk şiiri dindirmiyor yüreğimdeki sensizliği.
Ellerimsin, gözlerimsin. Yokluğunda daha da iyi anladım bunu. Benim bunu anlamam bir şey ifade etmiyor ama... Hatta bunu anlamam sevdamı daha da büyütüyor, yüceltiyor kalbimde. Azalacağı yerde kat be kat artıyor sana olan sevgim.
Kalbimin seni sınırsız, karşılıksız katıksız sevmesini; bülbülle gülün tutkusuna, şarkılardaki söz ve müziğin vazgeçilmez arkadaşlığına benzetiyorum.
Ama şöyle bir düşünüyorum.
Çok sevmek işe yaramıyor bazı aşklarda. İşe yaramıyor demeyelim de sadece çok sevmek yetmiyor bazı aşklarda. Yani benim şu anki durumum. Gönlümün sevdiğim kişi yani senin tarafından sevilme isteğini bir tarafa bırakalım, sonsuz ve de katıksız bir sevgi ile seni seviyorum ama sen yoksun. Yokluğunla başbaşayım, seninle olmam gereken yerde.
Nerdesin? Gel...
Yüreğimde aşkın serinliğini, sevginin dinginliğini, aşkın heyecanlarını, kıpırtılarını hissetmek istiyorum. Seninle birlikte...
"Sevgi bir yürekteki yoğun duyguların, başka bir yüreğe akmasıdır' diye okumuştum bir yerde. Çok doğru. Yüreğine akıyor, yüreğimdeki o tarifsiz duygular. Hissediyor musun bilmem.
Aşk, yüreklerin en kuytu yerindeki sürekli okşayıcı bir şarkı; bitmesi hiç istenmeyen, defalarca dinlenmek istenen...
Sen de yaşadığımız güzel anları düşün. Sadece aşkı... Bir aşk şarkısı eşliğinde...
Ben aşkı düşünüyorum şu an. Yüreğimden zihnime yansıyanlar bunlar:
Bebek için ağlamak, yazar için yazmak, volkan için patlamak, kuş için uçmak, hanendeler için şarkı söylemek, çıra için yanmak, su için akmak, fırtına için esmek, yağmur için yağmak, yıldız için parlamak, sis için çökmek, miskamberler için kokmak, şair için şiir, ağaç için kök, gül için gonca, çiçek için açmak, nehir için coşmak, güneş için doğmak, bülbül için gül, sevgi için paylaşılmak ne ise yürek için aşk odur.
Nefes almak, yaşamın nasıl 'olmazsa olmaz'ı ise sevginin bir kıvılcımla ateşlediği aşk da yüreğin 'olmazsa olmaz'ıdır.
Korkulan, kaçılan ama vazgeçilemeyen, duygularımızı yüreğimizin diline bıraktıran, şaşırtan, havalara uçuran, yerden yere vuran, bizi anlatılmaz telaşa koyan...
Aşk böyle bir şey işte...
Şimdi seninle aramızda, kalbimde keskin acısını hissettiğim kahrolası ayrılık var. Var ama... Gelmeni istesem... Gelir misin?
Bilmiyorum.
Ama şunu iyi biliyorum ki, kader hiç bir şeyi yarım bırakmıyor.
--------------------------------------------------------------------------------
İSTANBUL, UMUTLAR, YENİ GÜN…
Bugün tan ağarırken uyandım bir anda. Gazeteye gitmek için uyanıp, hazırlanmama iki saat vardı oysa. Kalktım. Çok erken saatte nasıl böyle kolayca uyanabildiğime şaşırdım. Pencereden baktım. İstanbul daha yeni yeni güne başlıyordu. Balkona çıktım, soğuktan ürperdi içim, aldırmadım. Şehri seyrettim. Bu kışın çiseleyen ilk kar tanelerini, tek tük geçen arabaları, çatıları, çatılara konan kuşları seyrettim bir süre. Kuşların yerinde olmalıydım belki de, bu düşünce geçti aklımdan.
Kuşların yerinde olmak… Uçmak, özgürce, göz alabildiğine, kanat çırpmak bilinmezlere, bir yerlere, uçsuz bucaksız duygularla…
Kuş olup uçmak ya da bir kelebeğin kanadında… Hayatı yaşamak; hesapsızca, çılgınca, kaygılar, endişeler olmadan… İçinden geldiği gibi…
Bu düşüncelerin ardından; karar vermek uğruna, uykusuz kaldığım, zor, çok zor geçirdiğim on günü, verdiğim kararımı, umutlarımı, hayallerimi ve ulaşmak istediğim hedeflerimi düşündüm.
Gülümseyecek halim yoktu; yapmak istediğim şeylerin önüne engellerin çıkması nedeniyle istemediğim kararı verdiren durum yüzünden… İçim acıdı bir an. Ama her şeye rağmen inatla gülümsedim. Goncanın güle, gecenin sabaha, kışların bahara döndüğünü düşünerek… Gülümsedim.
Çünkü ancak bu şekilde hayata ve umutlarıma sarılabilir, önüme çıkan engeller dışında -prensiplerimden asla taviz vermeyerek- başka yollarla da olsa umutlarıma, hayallerime biraz daha yaklaşmak, yaklaşabilmek için yeni çalışmalarda, yeni atılımlarda bulunabilirim.
Gökyüzüne baktım, bir tane yıldız çarptı gözüme, günün aydınlığına karışmak üzere olan, ama inatla parlayan… Bu görüntüden sonra aklıma gelen şu oldu:
Hayallerime ulaşabilecek miyim? Hayatın yeni günleri bana ne getirecek acaba? İstediğim iş, istediğim şehir, huzur mutluluk ve belki de aşk…
Bilemiyorum. Bunu yaşayıp göreceğim, göreceğiz. Acısıyla tatlısıyla, hüznüyle, sevinciyle, aşkıyla yalnızlığıyla, coşkusuyla, tutkusuyla…
Ama vakit şimdi…
Gülümsedim İstanbul'a, umutlarıma, hedeflerime, aşka, sevgiye, yeni güne…
Bugün benim…
Bugün benim doğum günüm…
Yaşadığım tüm güzel şeylerim, mutluluklarım, dostluklarım, yazdıklarım, okuduklarım, ulaştığım hedeflerim, ulaşmak için çalışacağım hayallerim adına diyorum ki:
İyi ki doğdum [Only Registered Users Can See Links]
--------------------------------------------------------------------------------
SÜRPRİZ
Öyle bir şey ki sürpriz yapmak… Sana sürpriz yapılması… İnsanı mutlu ediyor; hem sürpriz yapanı hem de sürpriz yapılan insanı…
İş sebebiyle bir ay ya da daha fazla bir süreliğine şehir dışına çıkmam gerekti. Giderken hem ailemden hem yedi yıldır hemen her anımızın beraber geçtiği -hatta sabahlara kadar uzanan sohbet dilimlerinde bile- arkadaşımdan hem de aramıza dört ay önce katılan arkadaşımdan ayrılmak çok zor geldi. Vedalaşmamız hüzünlüydü, sözler sustu. Ağlayarak ayrıldım onlardan. Tüm zamanlarınızı beraber geçirip de birden kopmanın bana çok zor geldiğini, bu ayrılığın bana çok koyduğunu düşündüm yol boyunca. Düğümlendi boğazım.
Bir ay süren işimi hallettim. Arkadaşlarımla her gün haberleştik bu süre içinde. Bir ayın sonunda bana ne zaman döneceğimi sorduklarında bir hafta sonra dedim. Aileme de öyle söyledim. Halbuki o akşam yola çıkacaktım. Sabah oldu, yaşadığım şehre döndüm. Annemler kapıyı açtılar, karşılarında bir hafta sonra gelmem gereken ben! Bir bağrış, bir sevinç, bir kucaklaşma…
Arkadaşlarımı görmeye gittim. Kapıyı çaldım. Dört ay önce tanıştığım arkadaşım açtı kapıyı. Gözleri büyüdü, yüzünde bir şaşkınlık, bir gülümseme… 'Aman Allah'ım' dedi ve kapıyı yüzüme kapattı. Ben bekliyorum. Kapıyı kapatınca diğer arkadaşıma şaşkın bir yüz ifadesiyle bakmış. O da anlam verememiş. Kapıyı açtılar. 'İnanmıyorum, hoş geldin, nerden çıktın, niye haber vermedin?' cümleleri arasında bana sarılışları, vuruşları, öpüşleri… Görülmeye değerdi gerçekten.
Haber versem sürpriz olur muydu, bunlar yaşanır mıydı? Hayır… Sürprizin güzelliği, özelliği de bu işte. Aşk gibi…
Aşkı düşünürsek…
Aşk da böyle işte. Bir sürpriz güzelliğinde… Beklenmedik anda çıkıp gelen, şaşırtan, seni heyecana koyan, yüze bir gülümseme iliştiren, insanı mutlu eden…
Akla geldiğinde gülümseten, o anları tekrar yaşatan, bitmesi hiç istenmeyen…
Bir çiçek güzelliğinde, yaprak yeşilliğinde, meltem serinliğinde, bahar coşkusunda, yağmurdan sonraki toprak kokusunda, bir tebessüm sıcaklığında hissettiklerimiz gibidir aşk. Belki de daha fazlası…
Gözlerinle değil yüreğinle görürsün sevdiğin insanı, aşık olduğunda. Hayatta hiçbir şey seni mutsuz edemez, yıldıramaz. Her şeye kafa tutacak, en olmaz şeyleri yapacak gücü bulursunuz kendinizde. Sığmaz duygularınız kalbinize; coşar, taşarsınız. Bıraksalar dağlar deler, yollar aşar, aşkın, mutluluğun kitabını yazarsınız.
Temiz duygularla sevmenin karşısında, yalnızlık eskisi gibi canınızı acıtmaz, ne dolaplar çevirirse çevirsin. Nafile… Aşk galip gelir o anlarda.
Sevdiğiniz insanla buluşacağınız saati, zamanı bilseniz de o geldiğinde, sanki sürpriz yaparak gelmiş gibi hisseder, o sürpriz güzelliğini, heyecanını yaşarsınız. İçiniz içinize sığmaz. Ve daha neler neler…
Bir sürpriz gibi gelir de çalarsa aşk kalbinizi, açın, hem de sonuna kadar. Güzelleşecek, özelleşecektir o andan itibaren hayatınız. Bir anlamı olacaktır yaşamınızın, aldığınız nefesin. Daha bir heyecan ve coşkuyla çarpacaktır kalbiniz. Silinecektir mutsuzluğunuz ve yalnızlığınız. Renklerin farkına varacak gözleriniz. Kuş cıvıltılarının melodisini anlayacaksınız, o ana kadar farkına varamadığınız için şaşıracaksınız kendinize.
Kesilecek ayaklarınız yerden, uçacaksınız uçabildiğiniz kadar. Yüzünüzde hep bir gülümseme, öyle dolaşacaksınız. Gözlerinizin bir başka parladığını söyleyecek size çevrenizdeki insanlar. Tüm bu hallere şaşıracaksınız. Niye daha önce bu duyguyu yaşamadım diye hayıflanacaksınız.
Bir iksir sanki ya da bir mucize.
Bütün bunları yaptıran tek ama tek bir mucize var, o da aşk.
Hayatın en güzel sürprizi. Aşk… Ötesi yok
Sürpriz…
Ah o dayanılmaz yokluğun var ya... Uyutmuyor. Nefes aldırmıyor. Hiç bir şeyi yaşatmıyor. Bırak yaşatmayı...
Uzaktasın, ayrısın benden; sana duyduğum sonsuz sevgime, aşkıma rağmen. Var uzakta ol. Sana dokunamasam bile, yanımda göremesem bile her gün açacak bir çiçek. Senin için... Aşk için...
Yokluğun... Buz gibi. Zemheride bırakıyor yüreğimi. İçmeye çalıştığım bir bardak tavşan kanı çay bile ısıtmıyor içimi, okuduğum bir dolu aşk şiiri dindirmiyor yüreğimdeki sensizliği.
Ellerimsin, gözlerimsin. Yokluğunda daha da iyi anladım bunu. Benim bunu anlamam bir şey ifade etmiyor ama... Hatta bunu anlamam sevdamı daha da büyütüyor, yüceltiyor kalbimde. Azalacağı yerde kat be kat artıyor sana olan sevgim.
Kalbimin seni sınırsız, karşılıksız katıksız sevmesini; bülbülle gülün tutkusuna, şarkılardaki söz ve müziğin vazgeçilmez arkadaşlığına benzetiyorum.
Ama şöyle bir düşünüyorum.
Çok sevmek işe yaramıyor bazı aşklarda. İşe yaramıyor demeyelim de sadece çok sevmek yetmiyor bazı aşklarda. Yani benim şu anki durumum. Gönlümün sevdiğim kişi yani senin tarafından sevilme isteğini bir tarafa bırakalım, sonsuz ve de katıksız bir sevgi ile seni seviyorum ama sen yoksun. Yokluğunla başbaşayım, seninle olmam gereken yerde.
Nerdesin? Gel...
Yüreğimde aşkın serinliğini, sevginin dinginliğini, aşkın heyecanlarını, kıpırtılarını hissetmek istiyorum. Seninle birlikte...
"Sevgi bir yürekteki yoğun duyguların, başka bir yüreğe akmasıdır' diye okumuştum bir yerde. Çok doğru. Yüreğine akıyor, yüreğimdeki o tarifsiz duygular. Hissediyor musun bilmem.
Aşk, yüreklerin en kuytu yerindeki sürekli okşayıcı bir şarkı; bitmesi hiç istenmeyen, defalarca dinlenmek istenen...
Sen de yaşadığımız güzel anları düşün. Sadece aşkı... Bir aşk şarkısı eşliğinde...
Ben aşkı düşünüyorum şu an. Yüreğimden zihnime yansıyanlar bunlar:
Bebek için ağlamak, yazar için yazmak, volkan için patlamak, kuş için uçmak, hanendeler için şarkı söylemek, çıra için yanmak, su için akmak, fırtına için esmek, yağmur için yağmak, yıldız için parlamak, sis için çökmek, miskamberler için kokmak, şair için şiir, ağaç için kök, gül için gonca, çiçek için açmak, nehir için coşmak, güneş için doğmak, bülbül için gül, sevgi için paylaşılmak ne ise yürek için aşk odur.
Nefes almak, yaşamın nasıl 'olmazsa olmaz'ı ise sevginin bir kıvılcımla ateşlediği aşk da yüreğin 'olmazsa olmaz'ıdır.
Korkulan, kaçılan ama vazgeçilemeyen, duygularımızı yüreğimizin diline bıraktıran, şaşırtan, havalara uçuran, yerden yere vuran, bizi anlatılmaz telaşa koyan...
Aşk böyle bir şey işte...
Şimdi seninle aramızda, kalbimde keskin acısını hissettiğim kahrolası ayrılık var. Var ama... Gelmeni istesem... Gelir misin?
Bilmiyorum.
Ama şunu iyi biliyorum ki, kader hiç bir şeyi yarım bırakmıyor.
--------------------------------------------------------------------------------
İSTANBUL, UMUTLAR, YENİ GÜN…
Bugün tan ağarırken uyandım bir anda. Gazeteye gitmek için uyanıp, hazırlanmama iki saat vardı oysa. Kalktım. Çok erken saatte nasıl böyle kolayca uyanabildiğime şaşırdım. Pencereden baktım. İstanbul daha yeni yeni güne başlıyordu. Balkona çıktım, soğuktan ürperdi içim, aldırmadım. Şehri seyrettim. Bu kışın çiseleyen ilk kar tanelerini, tek tük geçen arabaları, çatıları, çatılara konan kuşları seyrettim bir süre. Kuşların yerinde olmalıydım belki de, bu düşünce geçti aklımdan.
Kuşların yerinde olmak… Uçmak, özgürce, göz alabildiğine, kanat çırpmak bilinmezlere, bir yerlere, uçsuz bucaksız duygularla…
Kuş olup uçmak ya da bir kelebeğin kanadında… Hayatı yaşamak; hesapsızca, çılgınca, kaygılar, endişeler olmadan… İçinden geldiği gibi…
Bu düşüncelerin ardından; karar vermek uğruna, uykusuz kaldığım, zor, çok zor geçirdiğim on günü, verdiğim kararımı, umutlarımı, hayallerimi ve ulaşmak istediğim hedeflerimi düşündüm.
Gülümseyecek halim yoktu; yapmak istediğim şeylerin önüne engellerin çıkması nedeniyle istemediğim kararı verdiren durum yüzünden… İçim acıdı bir an. Ama her şeye rağmen inatla gülümsedim. Goncanın güle, gecenin sabaha, kışların bahara döndüğünü düşünerek… Gülümsedim.
Çünkü ancak bu şekilde hayata ve umutlarıma sarılabilir, önüme çıkan engeller dışında -prensiplerimden asla taviz vermeyerek- başka yollarla da olsa umutlarıma, hayallerime biraz daha yaklaşmak, yaklaşabilmek için yeni çalışmalarda, yeni atılımlarda bulunabilirim.
Gökyüzüne baktım, bir tane yıldız çarptı gözüme, günün aydınlığına karışmak üzere olan, ama inatla parlayan… Bu görüntüden sonra aklıma gelen şu oldu:
Hayallerime ulaşabilecek miyim? Hayatın yeni günleri bana ne getirecek acaba? İstediğim iş, istediğim şehir, huzur mutluluk ve belki de aşk…
Bilemiyorum. Bunu yaşayıp göreceğim, göreceğiz. Acısıyla tatlısıyla, hüznüyle, sevinciyle, aşkıyla yalnızlığıyla, coşkusuyla, tutkusuyla…
Ama vakit şimdi…
Gülümsedim İstanbul'a, umutlarıma, hedeflerime, aşka, sevgiye, yeni güne…
Bugün benim…
Bugün benim doğum günüm…
Yaşadığım tüm güzel şeylerim, mutluluklarım, dostluklarım, yazdıklarım, okuduklarım, ulaştığım hedeflerim, ulaşmak için çalışacağım hayallerim adına diyorum ki:
İyi ki doğdum [Only Registered Users Can See Links]
--------------------------------------------------------------------------------
SÜRPRİZ
Öyle bir şey ki sürpriz yapmak… Sana sürpriz yapılması… İnsanı mutlu ediyor; hem sürpriz yapanı hem de sürpriz yapılan insanı…
İş sebebiyle bir ay ya da daha fazla bir süreliğine şehir dışına çıkmam gerekti. Giderken hem ailemden hem yedi yıldır hemen her anımızın beraber geçtiği -hatta sabahlara kadar uzanan sohbet dilimlerinde bile- arkadaşımdan hem de aramıza dört ay önce katılan arkadaşımdan ayrılmak çok zor geldi. Vedalaşmamız hüzünlüydü, sözler sustu. Ağlayarak ayrıldım onlardan. Tüm zamanlarınızı beraber geçirip de birden kopmanın bana çok zor geldiğini, bu ayrılığın bana çok koyduğunu düşündüm yol boyunca. Düğümlendi boğazım.
Bir ay süren işimi hallettim. Arkadaşlarımla her gün haberleştik bu süre içinde. Bir ayın sonunda bana ne zaman döneceğimi sorduklarında bir hafta sonra dedim. Aileme de öyle söyledim. Halbuki o akşam yola çıkacaktım. Sabah oldu, yaşadığım şehre döndüm. Annemler kapıyı açtılar, karşılarında bir hafta sonra gelmem gereken ben! Bir bağrış, bir sevinç, bir kucaklaşma…
Arkadaşlarımı görmeye gittim. Kapıyı çaldım. Dört ay önce tanıştığım arkadaşım açtı kapıyı. Gözleri büyüdü, yüzünde bir şaşkınlık, bir gülümseme… 'Aman Allah'ım' dedi ve kapıyı yüzüme kapattı. Ben bekliyorum. Kapıyı kapatınca diğer arkadaşıma şaşkın bir yüz ifadesiyle bakmış. O da anlam verememiş. Kapıyı açtılar. 'İnanmıyorum, hoş geldin, nerden çıktın, niye haber vermedin?' cümleleri arasında bana sarılışları, vuruşları, öpüşleri… Görülmeye değerdi gerçekten.
Haber versem sürpriz olur muydu, bunlar yaşanır mıydı? Hayır… Sürprizin güzelliği, özelliği de bu işte. Aşk gibi…
Aşkı düşünürsek…
Aşk da böyle işte. Bir sürpriz güzelliğinde… Beklenmedik anda çıkıp gelen, şaşırtan, seni heyecana koyan, yüze bir gülümseme iliştiren, insanı mutlu eden…
Akla geldiğinde gülümseten, o anları tekrar yaşatan, bitmesi hiç istenmeyen…
Bir çiçek güzelliğinde, yaprak yeşilliğinde, meltem serinliğinde, bahar coşkusunda, yağmurdan sonraki toprak kokusunda, bir tebessüm sıcaklığında hissettiklerimiz gibidir aşk. Belki de daha fazlası…
Gözlerinle değil yüreğinle görürsün sevdiğin insanı, aşık olduğunda. Hayatta hiçbir şey seni mutsuz edemez, yıldıramaz. Her şeye kafa tutacak, en olmaz şeyleri yapacak gücü bulursunuz kendinizde. Sığmaz duygularınız kalbinize; coşar, taşarsınız. Bıraksalar dağlar deler, yollar aşar, aşkın, mutluluğun kitabını yazarsınız.
Temiz duygularla sevmenin karşısında, yalnızlık eskisi gibi canınızı acıtmaz, ne dolaplar çevirirse çevirsin. Nafile… Aşk galip gelir o anlarda.
Sevdiğiniz insanla buluşacağınız saati, zamanı bilseniz de o geldiğinde, sanki sürpriz yaparak gelmiş gibi hisseder, o sürpriz güzelliğini, heyecanını yaşarsınız. İçiniz içinize sığmaz. Ve daha neler neler…
Bir sürpriz gibi gelir de çalarsa aşk kalbinizi, açın, hem de sonuna kadar. Güzelleşecek, özelleşecektir o andan itibaren hayatınız. Bir anlamı olacaktır yaşamınızın, aldığınız nefesin. Daha bir heyecan ve coşkuyla çarpacaktır kalbiniz. Silinecektir mutsuzluğunuz ve yalnızlığınız. Renklerin farkına varacak gözleriniz. Kuş cıvıltılarının melodisini anlayacaksınız, o ana kadar farkına varamadığınız için şaşıracaksınız kendinize.
Kesilecek ayaklarınız yerden, uçacaksınız uçabildiğiniz kadar. Yüzünüzde hep bir gülümseme, öyle dolaşacaksınız. Gözlerinizin bir başka parladığını söyleyecek size çevrenizdeki insanlar. Tüm bu hallere şaşıracaksınız. Niye daha önce bu duyguyu yaşamadım diye hayıflanacaksınız.
Bir iksir sanki ya da bir mucize.
Bütün bunları yaptıran tek ama tek bir mucize var, o da aşk.
Hayatın en güzel sürprizi. Aşk… Ötesi yok
Sürpriz…