Racinger
05-04-2006, 05:17 PM
Arkadaşlar bu hikayeyi arkadaşım yazdı benim çooook hoşuma gitti bende sizinle paylaşmak istedim
beğeniceğinizi GaranTi ediyorum ;
İHTİYAR DELİKANLI
Bir zamanlar, mekanın birinde; Biraz herkes gibi, daha çok herkesten farklı bir delikanlı yaşarmış. Bir de; onun sevdiceği, günü, güneşi, gecesi ve asıl her şeyi olan güzel.Güzel ki; Hüznü geceyi yıldızsız, günü güneşsiz koyan, gülüşü gülleri kıskandıran.
Öyle bir güzellik ki; gözlerinden sürmenin utandığı, yüzü gül, dişleri güle düşmüş çiğ tanesi. Gözleri ceylanlar vurduran, sözleri kervanlar durduran, işte güzellik sıfatının tarih boyunca ilk defa manasını bulduğu, o güzeller sultanına aşıktır delikanlı. Zaten güzellik olmasa aşk olmaz, aşk olmasa güzellik mana kazanmaz…
Delikanlı şiirler yazar güzeller sultanına, fakat şiirlerin hiçbiri acizane olmamıştır. Çünkü; ne kendisi, ne sevdiceği, ne de sevdaları aciziyet içine düşmemiştir hiçbir zaman.
Böyle başlayan gönüllerde ki muhabbet, gözlerinde sohbete dönüşür ve öyle devam eder uzun süre…
Çünkü; ikisi de korkmaktadır. Sohbetleri gözlerinden dile düşünce, sevdalarının da dile düşmesinden…Ama her şey hiçbir zaman, herkesin tasarrufunda olmamıştır. Ve zaman onlara inat bir hüzne doğru hızlı adımlarla ilerlemektedir. Onlarsa gözlere devam etmektedirler sohbete, zamandan habersiz. Zaman ah zaman! …
Hem dost , hem düşman, hem mazlum, hem zalim, sevdaya tuzak , nefrete dost. Yiğide ayak bağı, namerde at meydanı. Hayırda şer, şerde hayır gizleyen sırç ah zaman! …
Gel zaman, git zaman delikanlı konuşmaya karar verir güzel sultanıyla. Konuşmasına konuşacaktır da; en yüce duyguların ifadesi en güzel kelimeleri, haramiler gün ortasında çalmış ve kaçmışlardır. Sevdasını tarife hangi kelimeleri kullanacaktır.
Ve o günlerde bir de ;
“ Vuslat asıl olunca, ayrılıktan korkmak gerek.” Sözü takılmıştır aklına…
İşte bu yüzden korkmaktadır delikanlı. Ama her şeyi bir yana bırakıp, sırf mecbur olduğu için çıkar bir gün selvi boylu, al yazmalı güzeller sultanının karşısına…
Önce bir selam verir, sonra;
“- Konuşabilir miyiz?” Diye sorar olanca adabıyla. Güzeller güzeli heyecandan titremekte, vakit kazanmak için;
“- Ne hakkında?” diye garip bir sual sorar. Delikanlı sadece, “ keşke hiç başlamasaydık” der gibi bakar güzeller güzelinin gözlerine. Kızın gözlerinde de aynı ifade ama sözleri bir hamle daha yapar vakit kazanmak adına;
“- Sen beni, ben seni, birbirimizi tanımıyoruz ki! ”der. Delikanlı;
“- Beni senden, seni benden tanıyorlar,
Seni benden, beni senden soruyorlar,
Bir birim gibiyiz ikimiz,
Yarımlarımızı tüm sanıyorlar.” diyecek olur, vazgeçer. Düşünür bir an ne diyeceğini. Ve yine bir şiir yetişir imdadına; o istemese de dudaklarından;
“- Seni Ben Gönlüme Sultan, Beni Kurban Bilirim,
Seni Beklerken Ağarmış nice Tan Bilirim,
Seni Pençesi Kandır Canavardır Dediler,
Seni Gene de Canıma Can, Derdime Derman Bilirim.”
Kızın gözleri dolar;
“- Olamaz.” der, sesi titreyerek.
Delikanlı neden öyle söylediğinin farkında değildir ama;
“- Neden ?” diye sorabilir sadece. Gözlerinde ki mecburiyet, sesinde ki yalan tonu fark edilirken;
“- Başka birisi var! ...” der kız. Özür diler pek çok sefer ve gözyaşları ıslatır giderken. Delikanlı;
“- Neden?” basit bir soru cümlesinin cevabına;
“- Başka birisi var! ...” basit cevabı başkalaştığı an, her şeyin anlaşılmaz bir keşmekeş halini aldığını ve tüm hücrelerine kadar yanıp, kavrulduğunu hisseder…
Güzeller güzelinin özürlerini nezaketine verir de, ağlaması acaba yangın yerine çevirdiği yüreğe ab-ı hayat mıydı? Ona bir anlam veremez. Korktuğu olmuştu işte delikanlının, ayrılmıştı güzeller sultanından. Ayrılık ama ne Ayrılık! ... Müthiş bir kavuşma gözyaşına, aşka, çileye, sabra… Öyle bir kavuşma ki; ruhları pişirip, hayatın acemiliğinden kurtaran… Ayrılık dünyaya, ayrılık ağ yâre. Kavuşma Aşka ve Yâre…
Delikanlı ne ayrılık anında, ne de daha sonra;
“- Ah ulan! …” diye başlayan isyan cümleleri kurdu, ne de
“- Hain, vefasız, zalim! …” diye sevdiceğine kin kustu. Çünkü bir zamanlar dervişten aşka dair sohbet
etmişti. Derviş demişti ki;
“- Her şeyin başı Aşk, aşkın başı ve sonu sabırdır. Aşkına karşılık bulamasan üzülme, isyan etme, sabret. Dua et ve bekle, Allah büyük, gün gelir maşuklarda aşık olur.” ve belki de bu yüzden bir anda anladı, uzun zamanlardan sonra anlayabileceklerini ve bu yüzden;
“- Nasılsın?” diyenlere;
“- Çok şükür”
“- Ne olacak?” diyenlere;
“- Nasip” diyerek gezmeye başladı. Dilinden hap bir şiirin dörtlüğü dökülerek;
“ Ne Hasta Bekler Sabahı,
Ne Taze Ölüyü Mezar,
Ne de Şeytan Bir Günahı,
Seni Benim Beklediğim Kadar… ”
O günden sonra;
İçinden çıktığı toplumda, ak saçlı, aksakallı olmanın yaşla değil; aşkla, görgüyle, kültürle olduğunu bilen, bakınca; gören, duyunca; dinleyenler, delikanlı suretiyle gezen İhtiyar’ı tanıdı. Tanımayanlar;
“- Garip bir deli…” deyip gülüp geçtiler ona. Evet deli olmuştu, tek dostları da garipler ve delilerdi. Ama öyle bir delilik ki bu; akla bedel, ince duyuşlar madeninden bir cevher. Sessizliğin sesini duyup, kalabalıkta bütün cüzleriyle yalnızlığı yaşamak; zeka mekanizmasının sınırlarını zorlayan bir işleyiş. Ayrı bir dili tek başına konuşmak.
“- Farklı alemdesin. ”diyenlere,
“- Alem farlı yerde.” diyen gariplik. Özleneni özünde hissetmek yani; VAR ile YOK’ un, Akıllı ile Delinin; pamuk ipliği tel örgüsü…
Bu biraz garip biraz deli ihtiyar, bu gün dahi gezmektedir aramızda, kafası öne eğik bir halde (kafasını öne eğikliği; utancından değildir. Utanılacak bir şey yaptığını gören olmamıştır zaten. Kafasını öne eğikliği tevazusundan, belki de beynindeki ve yüreğindeki o koca aşkı, o koca fikirleri taşıyamadığındandır) Eğer bir gün, bir yerde rastlarsanız ve tanırsanız onu. O, ya gönlüyle ya gözleriyle ya da sözleriyle; aşka, fikre ve çileye dair mutlaka ama mutlaka bir şeyler anlatacaktır. Yeter ki görün ve dinleyin onu ve dilinde o şiirin ilk dörtlüğü gezecektir ihtiyar. Ta ki;
“- SENİ SEVİYORUM İHTİYAR! …”nidasını duyup kafasını kaldırdığında, karşısında;
Türkü Gözlü Güzeller Sultanı’nı görene dek…
İşte O dem İhtiyar Ölecektir.
O dem İhtiyar Delikanlı Olacaktır...
Sevgi ve Saygı ile…
bunca söze ben de bişiyler eklemek istedim;
İKİ KİŞİ;
BİRBİRİNİ SEVERDE KAVUŞULARSA;________MUTLULUK OLUR…
BİRİ KAÇAR ÖBÜRÜ KOVALARSA;__________________AŞK OLUR…
İKİSİDE SEVER LAKİN KAVUŞAMAZLARSA İŞTE O ZAMAN;
EFSANE OLUR!
beğeniceğinizi GaranTi ediyorum ;
İHTİYAR DELİKANLI
Bir zamanlar, mekanın birinde; Biraz herkes gibi, daha çok herkesten farklı bir delikanlı yaşarmış. Bir de; onun sevdiceği, günü, güneşi, gecesi ve asıl her şeyi olan güzel.Güzel ki; Hüznü geceyi yıldızsız, günü güneşsiz koyan, gülüşü gülleri kıskandıran.
Öyle bir güzellik ki; gözlerinden sürmenin utandığı, yüzü gül, dişleri güle düşmüş çiğ tanesi. Gözleri ceylanlar vurduran, sözleri kervanlar durduran, işte güzellik sıfatının tarih boyunca ilk defa manasını bulduğu, o güzeller sultanına aşıktır delikanlı. Zaten güzellik olmasa aşk olmaz, aşk olmasa güzellik mana kazanmaz…
Delikanlı şiirler yazar güzeller sultanına, fakat şiirlerin hiçbiri acizane olmamıştır. Çünkü; ne kendisi, ne sevdiceği, ne de sevdaları aciziyet içine düşmemiştir hiçbir zaman.
Böyle başlayan gönüllerde ki muhabbet, gözlerinde sohbete dönüşür ve öyle devam eder uzun süre…
Çünkü; ikisi de korkmaktadır. Sohbetleri gözlerinden dile düşünce, sevdalarının da dile düşmesinden…Ama her şey hiçbir zaman, herkesin tasarrufunda olmamıştır. Ve zaman onlara inat bir hüzne doğru hızlı adımlarla ilerlemektedir. Onlarsa gözlere devam etmektedirler sohbete, zamandan habersiz. Zaman ah zaman! …
Hem dost , hem düşman, hem mazlum, hem zalim, sevdaya tuzak , nefrete dost. Yiğide ayak bağı, namerde at meydanı. Hayırda şer, şerde hayır gizleyen sırç ah zaman! …
Gel zaman, git zaman delikanlı konuşmaya karar verir güzel sultanıyla. Konuşmasına konuşacaktır da; en yüce duyguların ifadesi en güzel kelimeleri, haramiler gün ortasında çalmış ve kaçmışlardır. Sevdasını tarife hangi kelimeleri kullanacaktır.
Ve o günlerde bir de ;
“ Vuslat asıl olunca, ayrılıktan korkmak gerek.” Sözü takılmıştır aklına…
İşte bu yüzden korkmaktadır delikanlı. Ama her şeyi bir yana bırakıp, sırf mecbur olduğu için çıkar bir gün selvi boylu, al yazmalı güzeller sultanının karşısına…
Önce bir selam verir, sonra;
“- Konuşabilir miyiz?” Diye sorar olanca adabıyla. Güzeller güzeli heyecandan titremekte, vakit kazanmak için;
“- Ne hakkında?” diye garip bir sual sorar. Delikanlı sadece, “ keşke hiç başlamasaydık” der gibi bakar güzeller güzelinin gözlerine. Kızın gözlerinde de aynı ifade ama sözleri bir hamle daha yapar vakit kazanmak adına;
“- Sen beni, ben seni, birbirimizi tanımıyoruz ki! ”der. Delikanlı;
“- Beni senden, seni benden tanıyorlar,
Seni benden, beni senden soruyorlar,
Bir birim gibiyiz ikimiz,
Yarımlarımızı tüm sanıyorlar.” diyecek olur, vazgeçer. Düşünür bir an ne diyeceğini. Ve yine bir şiir yetişir imdadına; o istemese de dudaklarından;
“- Seni Ben Gönlüme Sultan, Beni Kurban Bilirim,
Seni Beklerken Ağarmış nice Tan Bilirim,
Seni Pençesi Kandır Canavardır Dediler,
Seni Gene de Canıma Can, Derdime Derman Bilirim.”
Kızın gözleri dolar;
“- Olamaz.” der, sesi titreyerek.
Delikanlı neden öyle söylediğinin farkında değildir ama;
“- Neden ?” diye sorabilir sadece. Gözlerinde ki mecburiyet, sesinde ki yalan tonu fark edilirken;
“- Başka birisi var! ...” der kız. Özür diler pek çok sefer ve gözyaşları ıslatır giderken. Delikanlı;
“- Neden?” basit bir soru cümlesinin cevabına;
“- Başka birisi var! ...” basit cevabı başkalaştığı an, her şeyin anlaşılmaz bir keşmekeş halini aldığını ve tüm hücrelerine kadar yanıp, kavrulduğunu hisseder…
Güzeller güzelinin özürlerini nezaketine verir de, ağlaması acaba yangın yerine çevirdiği yüreğe ab-ı hayat mıydı? Ona bir anlam veremez. Korktuğu olmuştu işte delikanlının, ayrılmıştı güzeller sultanından. Ayrılık ama ne Ayrılık! ... Müthiş bir kavuşma gözyaşına, aşka, çileye, sabra… Öyle bir kavuşma ki; ruhları pişirip, hayatın acemiliğinden kurtaran… Ayrılık dünyaya, ayrılık ağ yâre. Kavuşma Aşka ve Yâre…
Delikanlı ne ayrılık anında, ne de daha sonra;
“- Ah ulan! …” diye başlayan isyan cümleleri kurdu, ne de
“- Hain, vefasız, zalim! …” diye sevdiceğine kin kustu. Çünkü bir zamanlar dervişten aşka dair sohbet
etmişti. Derviş demişti ki;
“- Her şeyin başı Aşk, aşkın başı ve sonu sabırdır. Aşkına karşılık bulamasan üzülme, isyan etme, sabret. Dua et ve bekle, Allah büyük, gün gelir maşuklarda aşık olur.” ve belki de bu yüzden bir anda anladı, uzun zamanlardan sonra anlayabileceklerini ve bu yüzden;
“- Nasılsın?” diyenlere;
“- Çok şükür”
“- Ne olacak?” diyenlere;
“- Nasip” diyerek gezmeye başladı. Dilinden hap bir şiirin dörtlüğü dökülerek;
“ Ne Hasta Bekler Sabahı,
Ne Taze Ölüyü Mezar,
Ne de Şeytan Bir Günahı,
Seni Benim Beklediğim Kadar… ”
O günden sonra;
İçinden çıktığı toplumda, ak saçlı, aksakallı olmanın yaşla değil; aşkla, görgüyle, kültürle olduğunu bilen, bakınca; gören, duyunca; dinleyenler, delikanlı suretiyle gezen İhtiyar’ı tanıdı. Tanımayanlar;
“- Garip bir deli…” deyip gülüp geçtiler ona. Evet deli olmuştu, tek dostları da garipler ve delilerdi. Ama öyle bir delilik ki bu; akla bedel, ince duyuşlar madeninden bir cevher. Sessizliğin sesini duyup, kalabalıkta bütün cüzleriyle yalnızlığı yaşamak; zeka mekanizmasının sınırlarını zorlayan bir işleyiş. Ayrı bir dili tek başına konuşmak.
“- Farklı alemdesin. ”diyenlere,
“- Alem farlı yerde.” diyen gariplik. Özleneni özünde hissetmek yani; VAR ile YOK’ un, Akıllı ile Delinin; pamuk ipliği tel örgüsü…
Bu biraz garip biraz deli ihtiyar, bu gün dahi gezmektedir aramızda, kafası öne eğik bir halde (kafasını öne eğikliği; utancından değildir. Utanılacak bir şey yaptığını gören olmamıştır zaten. Kafasını öne eğikliği tevazusundan, belki de beynindeki ve yüreğindeki o koca aşkı, o koca fikirleri taşıyamadığındandır) Eğer bir gün, bir yerde rastlarsanız ve tanırsanız onu. O, ya gönlüyle ya gözleriyle ya da sözleriyle; aşka, fikre ve çileye dair mutlaka ama mutlaka bir şeyler anlatacaktır. Yeter ki görün ve dinleyin onu ve dilinde o şiirin ilk dörtlüğü gezecektir ihtiyar. Ta ki;
“- SENİ SEVİYORUM İHTİYAR! …”nidasını duyup kafasını kaldırdığında, karşısında;
Türkü Gözlü Güzeller Sultanı’nı görene dek…
İşte O dem İhtiyar Ölecektir.
O dem İhtiyar Delikanlı Olacaktır...
Sevgi ve Saygı ile…
bunca söze ben de bişiyler eklemek istedim;
İKİ KİŞİ;
BİRBİRİNİ SEVERDE KAVUŞULARSA;________MUTLULUK OLUR…
BİRİ KAÇAR ÖBÜRÜ KOVALARSA;__________________AŞK OLUR…
İKİSİDE SEVER LAKİN KAVUŞAMAZLARSA İŞTE O ZAMAN;
EFSANE OLUR!