Racinger
05-04-2006, 05:27 PM
Arkadaşlar bu hikayeyi arkadaşım yazdı benim çooook hoşuma gitti bende sizinle paylaşmak istedim
beğeniceğinizi GaranTi ediyorum ;
İHTİYAR DELİKANLI
Bir zamanlar, mekanın birinde; Biraz herkes gibi, daha çok herkesten farklı bir delikanlı yaşarmış. Bir de; onun sevdiceği, günü, güneşi, gecesi ve asıl her şeyi olan güzel.Güzel ki; Hüznü geceyi yıldızsız, günü güneşsiz koyan, gülüşü gülleri kıskandıran.
Öyle bir güzellik ki; gözlerinden sürmenin utandığı, yüzü gül, dişleri güle düşmüş çiğ tanesi. Gözleri ceylanlar vurduran, sözleri kervanlar durduran, işte güzellik sıfatının tarih boyunca ilk defa manasını bulduğu, o güzeller sultanına aşıktır delikanlı. Zaten güzellik olmasa aşk olmaz, aşk olmasa güzellik mana kazanmaz…
Delikanlı şiirler yazar güzeller sultanına, fakat şiirlerin hiçbiri acizane olmamıştır. Çünkü; ne kendisi, ne sevdiceği, ne de sevdaları aciziyet içine düşmemiştir hiçbir zaman.
Böyle başlayan gönüllerde ki muhabbet, gözlerinde sohbete dönüşür ve öyle devam eder uzun süre…
Çünkü; ikisi de korkmaktadır. Sohbetleri gözlerinden dile düşünce, sevdalarının da dile düşmesinden…Ama her şey hiçbir zaman, herkesin tasarrufunda olmamıştır. Ve zaman onlara inat bir hüzne doğru hızlı adımlarla ilerlemektedir. Onlarsa gözlere devam etmektedirler sohbete, zamandan habersiz. Zaman ah zaman! …
Hem dost , hem düşman, hem mazlum, hem zalim, sevdaya tuzak , nefrete dost. Yiğide ayak bağı, namerde at meydanı. Hayırda şer, şerde hayır gizleyen sırç ah zaman! …
Gel zaman, git zaman delikanlı konuşmaya karar verir güzel sultanıyla. Konuşmasına konuşacaktır da; en yüce duyguların ifadesi en güzel kelimeleri, haramiler gün ortasında çalmış ve kaçmışlardır. Sevdasını tarife hangi kelimeleri kullanacaktır.
Ve o günlerde bir de ;
“ Vuslat asıl olunca, ayrılıktan korkmak gerek.” Sözü takılmıştır aklına…
İşte bu yüzden korkmaktadır delikanlı. Ama her şeyi bir yana bırakıp, sırf mecbur olduğu için çıkar bir gün selvi boylu, al yazmalı güzeller sultanının karşısına…
Önce bir selam verir, sonra;
“- Konuşabilir miyiz?” Diye sorar olanca adabıyla. Güzeller güzeli heyecandan titremekte, vakit kazanmak için;
“- Ne hakkında?” diye garip bir sual sorar. Delikanlı sadece, “ keşke hiç başlamasaydık” der gibi bakar güzeller güzelinin gözlerine. Kızın gözlerinde de aynı ifade ama sözleri bir hamle daha yapar vakit kazanmak adına;
“- Sen beni, ben seni, birbirimizi tanımıyoruz ki! ”der. Delikanlı;
“- Beni senden, seni benden tanıyorlar,
Seni benden, beni senden soruyorlar,
Bir birim gibiyiz ikimiz,
Yarımlarımızı tüm sanıyorlar.” diyecek olur, vazgeçer. Düşünür bir an ne diyeceğini. Ve yine bir şiir yetişir imdadına; o istemese de dudaklarından;
“- Seni Ben Gönlüme Sultan, Beni Kurban Bilirim,
Seni Beklerken Ağarmış nice Tan Bilirim,
Seni Pençesi Kandır Canavardır Dediler,
Seni Gene de Canıma Can, Derdime Derman Bilirim.”
Kızın gözleri dolar;
“- Olamaz.” der, sesi titreyerek.
beğeniceğinizi GaranTi ediyorum ;
İHTİYAR DELİKANLI
Bir zamanlar, mekanın birinde; Biraz herkes gibi, daha çok herkesten farklı bir delikanlı yaşarmış. Bir de; onun sevdiceği, günü, güneşi, gecesi ve asıl her şeyi olan güzel.Güzel ki; Hüznü geceyi yıldızsız, günü güneşsiz koyan, gülüşü gülleri kıskandıran.
Öyle bir güzellik ki; gözlerinden sürmenin utandığı, yüzü gül, dişleri güle düşmüş çiğ tanesi. Gözleri ceylanlar vurduran, sözleri kervanlar durduran, işte güzellik sıfatının tarih boyunca ilk defa manasını bulduğu, o güzeller sultanına aşıktır delikanlı. Zaten güzellik olmasa aşk olmaz, aşk olmasa güzellik mana kazanmaz…
Delikanlı şiirler yazar güzeller sultanına, fakat şiirlerin hiçbiri acizane olmamıştır. Çünkü; ne kendisi, ne sevdiceği, ne de sevdaları aciziyet içine düşmemiştir hiçbir zaman.
Böyle başlayan gönüllerde ki muhabbet, gözlerinde sohbete dönüşür ve öyle devam eder uzun süre…
Çünkü; ikisi de korkmaktadır. Sohbetleri gözlerinden dile düşünce, sevdalarının da dile düşmesinden…Ama her şey hiçbir zaman, herkesin tasarrufunda olmamıştır. Ve zaman onlara inat bir hüzne doğru hızlı adımlarla ilerlemektedir. Onlarsa gözlere devam etmektedirler sohbete, zamandan habersiz. Zaman ah zaman! …
Hem dost , hem düşman, hem mazlum, hem zalim, sevdaya tuzak , nefrete dost. Yiğide ayak bağı, namerde at meydanı. Hayırda şer, şerde hayır gizleyen sırç ah zaman! …
Gel zaman, git zaman delikanlı konuşmaya karar verir güzel sultanıyla. Konuşmasına konuşacaktır da; en yüce duyguların ifadesi en güzel kelimeleri, haramiler gün ortasında çalmış ve kaçmışlardır. Sevdasını tarife hangi kelimeleri kullanacaktır.
Ve o günlerde bir de ;
“ Vuslat asıl olunca, ayrılıktan korkmak gerek.” Sözü takılmıştır aklına…
İşte bu yüzden korkmaktadır delikanlı. Ama her şeyi bir yana bırakıp, sırf mecbur olduğu için çıkar bir gün selvi boylu, al yazmalı güzeller sultanının karşısına…
Önce bir selam verir, sonra;
“- Konuşabilir miyiz?” Diye sorar olanca adabıyla. Güzeller güzeli heyecandan titremekte, vakit kazanmak için;
“- Ne hakkında?” diye garip bir sual sorar. Delikanlı sadece, “ keşke hiç başlamasaydık” der gibi bakar güzeller güzelinin gözlerine. Kızın gözlerinde de aynı ifade ama sözleri bir hamle daha yapar vakit kazanmak adına;
“- Sen beni, ben seni, birbirimizi tanımıyoruz ki! ”der. Delikanlı;
“- Beni senden, seni benden tanıyorlar,
Seni benden, beni senden soruyorlar,
Bir birim gibiyiz ikimiz,
Yarımlarımızı tüm sanıyorlar.” diyecek olur, vazgeçer. Düşünür bir an ne diyeceğini. Ve yine bir şiir yetişir imdadına; o istemese de dudaklarından;
“- Seni Ben Gönlüme Sultan, Beni Kurban Bilirim,
Seni Beklerken Ağarmış nice Tan Bilirim,
Seni Pençesi Kandır Canavardır Dediler,
Seni Gene de Canıma Can, Derdime Derman Bilirim.”
Kızın gözleri dolar;
“- Olamaz.” der, sesi titreyerek.