Web Stats

Aşk ve Dostluk Hikayeleri

Sana_TutSak
05-19-2006, 04:35 PM
Gerçek Bir Dostluğun Olağanüstü Bir Öyküsü...

Adam ve hayattaki tek arkadaşı olan köpeği bir kazada birlikte ölmüşlerdi..
Gökyüzüne çıktıktan sonra bembeyaz bulutların arasında dolaşmaya başladılar.. Adam cok susamıştı.. Biraz su bulabilmek ümidiyle yürümeye devam ederken, birden kendilerini muhteşem bir manzaranın karşısında buldular.. Rengarenk çiçeklerle süslü bir bahçe, altından yapılmış bir bahçe kapısı, ve onları karşılayan beyazlar içinde bir kadın.. Adam köpeğiyle birlikte kadına yaklaştı ve sordu:
"Afedersiniz... Burası neresi?"
Kadın ona gülümsedi: "Burasi Cennet, efendim"

Adam bunun üzerine sevinçle "Harika...!!!" Dedi "Peki bana biraz su verebilir misiniz, gerçekten cok susadım"...
Kadın cevap verdi: "Tabii efendim, içeri girin... İçerde dilediğiniz kadar su bulabilirsiniz..."
Böylece adam köpeğine döndü, "Hadi oğlum içeri giriyoruz" Diyerek kapıya yürüdü; ama kadın onu birden durdurdu:
"Üzgünüm efendim, köpeğiniz sizinle gelemez... Hayvanları içeri almıyoruz..."

Bunun üzerine adam bir an durdu.. Düşündü.. Ve geri dönüp köpeğiyle birlikte geldikleri yolun tam ters yönünde yürümeye koyuldular.... Bir süre geçtikten sonra kendilerini bu kez tozlu çamurlu bir yolda buldular, ve yolun sonunda karşılarına çiftlik girişini andıran bir kapıyla yırtık pırtık elbiseli bir dede çıktı... Adam sordu:
"Afedersiniz.... Bana biraz su verebilir misiniz?"
Dede "İçeri gel" Dedi.. "Kapıdan girdikten sonra sağ tarafta bir ceşme var..."
Adam sordu: "Peki arkadaşım da benimle gelip ordan içebilir mi?"
Dede " Tabii..." Dedi.. "Çeşmenin yanında köpeğinin de su içebileceği bir kase bulacaksın..."

Bunun üzerine adam kapıdan girdi... Biraz yürüdükten sonra sağ tarafta çeşmeyi buldu.. Adam ceşmeden köpek de oracıktaki kaseden doya doya içerek susuzluklarını giderdiler... Derken adam geri giderek girişte bekleyen dedeye sordu:
"Su için çok teşekkür ederim... Peki burası neresi..?"
Dede: "Burası cennet" Dedi.. Bunu duyan adam şaşırdı:
"Ama nasıl olur..? Az önce burası gibi kırık dökük olmayan muhteşem bir yere gittik ve orasının da Cennet olduğunu söylediler..."
Dede: "Şu rengarenk çiçeklerle süslü altın kapılı yer mi?" Dedi... "Ama orası Cehennem.."

Adam iyice şaşırmıştı: "Peki ama orası sizin adınızı kullanarak insanları kandırıyor diye hiç kızmıyor musunuz..?"
Dede gülümsedi: "Kızmıyoruz... Çünkü onlar kendi çıkarı için en iyi arkadaşını yarı yolda bırakanları Cennet'ten uzak tutuyorlar...."


Kaynak: İnternet'ten

Sana_TutSak
05-19-2006, 04:36 PM
GERÇEK AŞKIN SINAVI

II. Dünya Savaşı yıllarıydı... genç bir adam, gönüllü olarak ülkesi için orduya katlmıştı... bu adam, çok temiz kalpli, çok cesur, çok gururlu-onurlu ve de çok dürüst bir insandı. fakat kalbinin sahibini o yaşına kadar bulamamış ama umudunu titirmemişti... savaşın ilk zamanlarında birgün gazetede ki bir bayan tarafından yazılan bir yazıdan çok etkilendi, o yazı sanki kalbine dokunmuştu... yazının sahibine bir mektup yazmış, böyle bi yazıyı yazan insanı yakından tanımak istemişti... bir süre sonra yazının sahibi genç bayan, o mektuba cevap vermişti... ve aralarında garip bir bağ oluşmuştu. bu iki genç aylarca karşılıklı mektuplaşmışlar, birbirlerini çok sevmişler ve birbirleri için yaratıldıklarına karar vermişler...

1,5 yıl geçmiş aradan... savaş sona ermiş... ve ikidide çok heyecanlılarmış çünkü o ana kadar birbirlerini hiç görmemişler ve fiziksel olarak hiç birbirlerinden bahsetmemişler... genç kadın çok tedirginmiş ve aklında bir soru işareti varmış! güvenmek istiyormuş bu genç adama ama için için kendini yiyormuş bu soru... son mektuplarında trenin gara geldiği gün, saat ve nasıl birbirlerini tanıyacakları konusunda karar vermişler... genç kadın, adama kendisinin tren garına mavi bi palto ve bir buket kırmızı gülle geleceğini, bu şekilde kendini tanıyabileceğini yazmış... her ikisi de çok heyecanlıymış ve 1,5 yıl aradan sonra çok büyük bi özlem varmış aralarında...
Tren gara gelmiş ve genç adam arka vagonlardan birinden inmiş. heyecan en üst düzeyde, biraz tedirgin bir şekilde yürümeye başlamış... derken birkaç adım otede kalabalığın arasında hızla yürüyen bir bayanla gözgöze gelmiş ve adamın kalbi yerinden fırlayacak gibi olmuş... hayatında gördüğü en güzel kadınmış... gözleriyle birbirlerinin kalplerine dokunmuşlar sanki ve kadın, gardaki herkesin büyülenmiş bakışları arasında, hafif yutkunarak, heyecanlı ve tedirgin bi edayla tebessüm etmiş... genç adam şaşkın bir şekilde kibarca tebessüm ederek karşılık vermiş ve kadın hızlı kıda adımlarla garın çıkışına doğru yürümey devam etmiş... genç adamın gözleri parlamış ve çok etkilenmiş ama biran durmuş ve kadının üstünde mavi bir palto ve kırmızı güller olmadığını farketmiş!!... o an hayatı film şeridi gibi geçmiş gözlerinin önünden... bir yanda 1,5 yıl mektuplaştığı ve kalbiyle, ruhuyla tüm benliğini paylaşıp derinden bağlandığı bir kadın, öbür yanda hayatında gördüğü en güzel kadın... ve daha fazla düşünmedi...
çok onurlu- gururlu ve çok dürüst bir insandı o... tereddüt etmedi ve yürümeye devam etti... bir kaç adım sonra... mavi paltolu ve elinde kırmızı güller olan, güzel olmayan, hayli bakımsız, saçı başı dağılmış bir kadın gördü... adam bir an durdu... sözvermişti... ve o mektuplarla onu yaşayıp sevmişti ve bağlanmıştı... kendini topladı ve kadına tebessüm ederek yaklaştı.. "merhaba" dedi.. "siz Eve olmalısınız? ben Paul"... kadın biraz garip ve şaşırmış bir halde adama şunları söyledi:

"Az önce, çok güzel bi bayan benden ona iyilik yapmamı rica etti. bu paltoyu giyip, bu gülleri almamı istedi, konuşması çok heyecanlı ve sesi titreyerek: "Hayatımın en büyük sınavını vericem az sonra, eğer size bir adam gelip, bazı sorular sorarsa..., ona aradığı kişinin, garın çıkışındaki cafede onu beklediğini söylersiniz?" demişti.... genç adam kibarca teşekkür ederek, geriye döndü. az önce gördüğü kadının kim olduğunu anlamıştı... gözlerinden yaşlar süzülerek, garın çıkışındaki cafeye doğru hızla yürümeye başladı...

Sana_TutSak
05-19-2006, 04:37 PM
ESKİ MEKTUPLAR

Yürüdüğüm bu ıssız yerde nisan güneşi yolumu aydınlatıyordu.Karanlık,derin sevgilerin tükenmez enerjisiyle sana geliyordum.Gevşek,renksiz görünüşüm belkide seni hayal kırıklığına uğratacak ama bu güne dek yazılan mektuplar bu gevşeklik ve renksizliği bir anda siliverecektir o sevdalı gözlerinden.
Ben hergün senin gelecek mektubunu;iç gıdıklayıcı bir heyecanla bekliyordum.Posta kutum,pembe çiçek açmış ihtiyar gülün kokusuna kapılmış,gelen mektupları sıcak bir nefes gibi sarıyor,sarmalıyordu.Yine o güzel günlerden biri;tüm içeriğiyle,yalnızlığımı erdeleyen bir mektup.Tüm işimi gücümü bırakıp kendimi unuturcasına, mektubu incitmeden açıp tüm gülücüklerimi veriyordum özlem duyduğum görünmez aşkıma.Ben yazıyordum;aradan günler geçti ondan mektup gelmiyordu;ben yazıyordum,mektuplarım okunmuyordu;ben yazıyordum ve günler geçiyordu yazdıklarımdan cevap almayalı.Hiç umudumu kaybetmeden son bir mektup yazdım vefasıza;''Neden yazmıyorsun?unutuldukmu yoksa.hadi yaz artık bekliyorum.''cümleleriyle sızışan.
VE bir kaç gün sonra üstü tozlarla kaplı bir mektup geldi,belliydiki geciken bir mektuptu.Tarihine baktım bundan onbeş gün öncesine aitti.bu defa zarfı parçalarcasına açtım.içinde sadece ''taşındım,ne olur artık yazma'' diye not vardı.ondan gelmişti.oturup ağladım;usulca olanlara yandım ve hiç kaybetmediğim ümidim bu sefer mağlup olmuştu.Bu mağlubiyetten üçgün sonra memurluk sınavı sonuçları geldi.Kazanmıştım.Ama inanırmısınız sevineceğim yerde üzülmüştüm ;çünkü ben onun mektubunu bekliyordum.biraz buruk biraz sevinçle yeni görevime HATAY daki ANTAKYA PTT binasında başladım.İşimi çok iyi yapıyordum ve bu yüzden on yıllık çalışmanın ardından PTT genel müdürü oldum.O günlerde evli olmanın ve iki çocuğumun olduğuna seviniyordum.HEM artık o mektuplarıda beklemiyordum;çünkü onun yazdığı mektupları aratmayacak güzellikte konuşan bir kocam vardı.
Fakat birgün kocam salonda yalnız oturmuşken ben gelmiştim ve o beni görmemişti.Elinde on taneye yakın mektup vardı.Kocam ilk başta bu mektupları benden saklamaya çalıştı ama daha sonra onları bana gösterdi.Üstünde benim el yazımla yazılmış adres satırları vardı.Tam on iki mektup.Hemen bir mektubu açtım ve mektupta şunlar yazılıydı;''Neden yazmıyorsun?Unutuldukmu yoksa.hadi yaz artık bekliyorum.''
Önce gözyaşlarım dökülmeye başladı yanaklarımdan.Kocam kendisinin beni aldattığının hissine kapıldığımı zannetti ve şunları söyledi;
-Bu mektupları yaklaşık on iki yıl önce bana Konya'dan isimsiz biri yazıyordu.Aslında yetmişe yakın bu mektuplardan vardı ama bunlar son gönderdikleri.Onları alıp okumuştum fakat boş bir avuntu olduğunu düşündüğüm bu yazıntıdan vazgeçmiştim.Şimdi bunları saklamamın sebebi sadece güzel hatıraları olmasıdır.
Bu konuşmanın ardından eşime sarıldım ve hızla odama koştum elli altı tane mektup getirdim.Kocam birini açıp okudu.O DA ağladı benim gibi.Çünkü yıllar önce bu mektuplar birbirini hiç tanımayan ama şimdi kaderin buluşturduğu bir yerde evlenen ,farklı yerlerden gelen iki kişinin mektuplarıydı.BENİM VE KOCAMIN.Bana güzel günler yaşatan kocam,meğerse evlenmeden önce benimle Konya'dan Bursa'ya mektuplaşan eşimmişte on yıldır bu şeyi farkedememiştim.Şimdi bir kaç mektubun ,kaderi çizdiği bu yolda sevgimiz bir kat daha arttı kalplerimizde....

Sana_TutSak
05-19-2006, 04:38 PM
BIR SAATLIK DOST

Hizli bir calisma temposunun ardindan saatin bes oldugunu kat nobetini devretmeye gelen hemsire arkadaslar sayesinde fark etmistik. Yogun bir servisti calistigim servis cocuk servisleri hastanelerin en yogun ve gurultulu olan servisleridir. Artik gunun yogunlugu gecmis servis sessiz bir hal almisti aksam tedavilerini henuz bitirmis ofiste cay icmeye gitme telasindaydim. Cunku gunun ilk cayini icme firsati yakaladim diye kendi kendime dusunuyordum. Kep dagilmis sac bas karismis yorgun bitkin bir haldeydim tedavi odasindan ciktigimda.Aynada kendimi taniyamadim ofise geldigimde hemsire odasinin telefonu caliyordu.Oturdugum yerden buyuk bir guclukle ayaga kalktim ve telefona gittim karsidaki ses acilde trafik yaralilarinin oldugunu iclerinde cocuklarinda bulundugunu damar bulamadiklarindan dolayi acile yardima gelmemi soyluyordu. Tum yorgunlugumu unutmus hizla acil servisine yonelmistim ki diger telefonda nobetci hekimin icapci beyin cerrahi hekimiyle gelip gelmeme konusundaki tartismasini duydum. Nobetci hekimin sesi ortaligi cinlatiyordu:
- Ne yapalim? Birakalim olsun mu bu insanlar? Gelmek zorundasiniz!
- Gittiginiz davet beni ilgilendirmez! Nobet degistirseydiniz cok onemli bir davetti madem.
- Siz Hipokrat yemini etmediniz mi ?
Konusma boyle surup giderken gelen asansore binip kosarak acil servisine gittim. Her yer kan revan icinde aglayan kosusturan yakinini bulmaya calisan bir yigin insan vardi bu kalabalikta saglikli bir is nasil yapilirdi bilmiyordum ama her kez elinden geleni birilerine bakma gayretini gosteriyordu. Acil serviste yatak kalmamis sedyelere insanlar yatirilip ilk mudahale yapilincaya kadar bekletiliyor yetersiz kalan personel yerine hastalari yukari sevk edilen servise aileleri cikartiyordu. Onca kazazede icinde basinda kimsesi olmayan ama durumu da oldukca agir 15-17 yas arasi bir genc vardi gerekli mudahalesi yapilmis fakat sevk edildigi beyin cerrahi hekimi henuz gorev yerine gelmedigi icin orada bekletiliyordu. Kendime ait serum ve tedavileri uyguladiktan sonra o cocugun basina gidip konusmaya basladim, konustuklarimi anliyor fakat cevap veremiyordu. Hayatinin son anlarini yasadigini goruyor ve yalniz oldugu icin korkunc derecede uzuluyordum onu orada yalniz birakamiyordum. Zaten ben onunla ilgilenirken acil servis bosalmis tum hastalar gerekli servislere dagitilmisti. Genc iyice kotu olmustu ellerimi simsiki tutuyordu birakma dercesine gozlerinden yaslar suzuldukce kendimi bende tutamaz hale gelmistim egildim yanaklarindan optum.
- Birakmayacagim seni sakin ol uzulme sakin diyordum.
Hic tanimadigim daha once hic gormedigim bu insana anlatilmaz bir yakinlik hissediyor sanki onun acisinin aynisini cekiyordum. Cok aci cekiyordu hem yalnizligindan hem de gecirmis oldugu beyin travmasindan. Ne kadar sure daha onunla kaldigimi hatirlamiyorum o artik aramizda degildi bu dunyayi terk etmisti ve ben gelmeyen doktoru sucluyor icimden lanetler yagdiriyordum. Derken beyin cerrahi hekimi gelmisti hastanin daha dogrusu ex (ölmus) gencin uzerindeki carsafi almami soyledi. Carsafi kaldirdigimda doktorun hic bir sey soyleme firsati olmadan yere dustugunu gordum .Ne oldugunu anlamaya calisiyordum yemekli bir davetten gelmisti acaba cok mu sarhostu ya da kalp krizimi geciriyordu diye dusunurken diger hekim arkadaslari olaya mudahale etmislerdi bile. ölen o gencecik insanin babasiydi bu doktor ve kendi evladinin tedavisi icin cok gec kalmisti ne yazik ki. kotu gunde oglunun acisiyla felc gecirmis ve gorevine yeniden donememisti.

Seni yeniden andim KEREM ruhun sad olsun hayattaki bir saatlik dost.. bana yillardir yasattigin tecrubeyle dost kalan dost.

Sana_TutSak
05-19-2006, 04:39 PM
BIR SAATLIK DOST

Hizli bir calisma temposunun ardindan saatin bes oldugunu kat nobetini devretmeye gelen hemsire arkadaslar sayesinde fark etmistik. Yogun bir servisti calistigim servis cocuk servisleri hastanelerin en yogun ve gurultulu olan servisleridir. Artik gunun yogunlugu gecmis servis sessiz bir hal almisti aksam tedavilerini henuz bitirmis ofiste cay icmeye gitme telasindaydim. Cunku gunun ilk cayini icme firsati yakaladim diye kendi kendime dusunuyordum. Kep dagilmis sac bas karismis yorgun bitkin bir haldeydim tedavi odasindan ciktigimda.Aynada kendimi taniyamadim ofise geldigimde hemsire odasinin telefonu caliyordu.Oturdugum yerden buyuk bir guclukle ayaga kalktim ve telefona gittim karsidaki ses acilde trafik yaralilarinin oldugunu iclerinde cocuklarinda bulundugunu damar bulamadiklarindan dolayi acile yardima gelmemi soyluyordu. Tum yorgunlugumu unutmus hizla acil servisine yonelmistim ki diger telefonda nobetci hekimin icapci beyin cerrahi hekimiyle gelip gelmeme konusundaki tartismasini duydum. Nobetci hekimin sesi ortaligi cinlatiyordu:
- Ne yapalim? Birakalim olsun mu bu insanlar? Gelmek zorundasiniz!
- Gittiginiz davet beni ilgilendirmez! Nobet degistirseydiniz cok onemli bir davetti madem.
- Siz Hipokrat yemini etmediniz mi ?
Konusma boyle surup giderken gelen asansore binip kosarak acil servisine gittim. Her yer kan revan icinde aglayan kosusturan yakinini bulmaya calisan bir yigin insan vardi bu kalabalikta saglikli bir is nasil yapilirdi bilmiyordum ama her kez elinden geleni birilerine bakma gayretini gosteriyordu. Acil serviste yatak kalmamis sedyelere insanlar yatirilip ilk mudahale yapilincaya kadar bekletiliyor yetersiz kalan personel yerine hastalari yukari sevk edilen servise aileleri cikartiyordu. Onca kazazede icinde basinda kimsesi olmayan ama durumu da oldukca agir 15-17 yas arasi bir genc vardi gerekli mudahalesi yapilmis fakat sevk edildigi beyin cerrahi hekimi henuz gorev yerine gelmedigi icin orada bekletiliyordu. Kendime ait serum ve tedavileri uyguladiktan sonra o cocugun basina gidip konusmaya basladim, konustuklarimi anliyor fakat cevap veremiyordu. Hayatinin son anlarini yasadigini goruyor ve yalniz oldugu icin korkunc derecede uzuluyordum onu orada yalniz birakamiyordum. Zaten ben onunla ilgilenirken acil servis bosalmis tum hastalar gerekli servislere dagitilmisti. Genc iyice kotu olmustu ellerimi simsiki tutuyordu birakma dercesine gozlerinden yaslar suzuldukce kendimi bende tutamaz hale gelmistim egildim yanaklarindan optum.
- Birakmayacagim seni sakin ol uzulme sakin diyordum.
Hic tanimadigim daha once hic gormedigim bu insana anlatilmaz bir yakinlik hissediyor sanki onun acisinin aynisini cekiyordum. Cok aci cekiyordu hem yalnizligindan hem de gecirmis oldugu beyin travmasindan. Ne kadar sure daha onunla kaldigimi hatirlamiyorum o artik aramizda degildi bu dunyayi terk etmisti ve ben gelmeyen doktoru sucluyor icimden lanetler yagdiriyordum. Derken beyin cerrahi hekimi gelmisti hastanin daha dogrusu ex (ölmus) gencin uzerindeki carsafi almami soyledi. Carsafi kaldirdigimda doktorun hic bir sey soyleme firsati olmadan yere dustugunu gordum .Ne oldugunu anlamaya calisiyordum yemekli bir davetten gelmisti acaba cok mu sarhostu ya da kalp krizimi geciriyordu diye dusunurken diger hekim arkadaslari olaya mudahale etmislerdi bile. ölen o gencecik insanin babasiydi bu doktor ve kendi evladinin tedavisi icin cok gec kalmisti ne yazik ki. kotu gunde oglunun acisiyla felc gecirmis ve gorevine yeniden donememisti.

Seni yeniden andim KEREM ruhun sad olsun hayattaki bir saatlik dost.. bana yillardir yasattigin tecrubeyle dost kalan dost.

Sana_TutSak
05-19-2006, 04:45 PM
BANA NE YAPTIN

Senden önce ne yapardım ben, bunu hatırlamaya çalışıyorum. Hatırlamaya çalıştıkça da kocaman bir boşluğun içine yuvarlanmış gibi oluyorum. Senden önce ne yapardım ben?
Niye düşündükçe her şey bomboş ve anlamsız? Şaşırıyorum çünkü bir insanın hayatını bir başka insan birden bire nasıl bu kadar değiştirebilir ki? Sen olmadan önce anlamsız mıydı hayatım? Değildi elbette. Belki de hayatıma seninle birlikte yüklenen anlam öncesinde yaşanan her şeyi silip götürdü ne dersin? Doymak bilmeyen bebeklerin annesini gözlemesi gibi gözlüyorum ben de seni. Sürekli senden gelecek bir haberi bekler durumdayım. Zamanı seninle nasıl geçireceğimi hayal eder durumdayım. Ne yaptın bana bilmiyorum Aşksa aşk, sevdaysa sevda. Daha önce de yaşadım en koyu aşkları. Ama bu başka bir şey. Hani “Aşktan da üstün” diyeceğim, bir Türk filminin kavuşamayan iki kahramanı gibi olacağız. Bu da değil... Senden önce nasıl mutlu olurdum ben? Neler sevindirirdi beni? Yine aynı kitapları okurdum, yine aynı müzikleri dinlerdim. Ama senden sonra sanki hayatımda ilk kez müzik dinliyormuşum gibi geliyor. İlk kez bir kitabı elimden bırakmadan her satırını beynime kazıyarak okuyorum sanki. Ansızın hayatıma girdin o andan öncesi yok. Daha ne olduğunu anlayamadan birden bire doldun içime. Teslimdim sana artık, yüreğimle, bedenimle, beynimle, ruhumla teslimdim. Teslim olmaya da gönüllüydüm üstelik. Varlığınla hayatımı değiştirmene seviniyorum ama bu beraberinde bir korkuyu da getiriyor. Senden öncesini hatırlamayan ben gidersen ne yapacağım? Ya her şey tıpkı hayatıma girişin gibi ansızın yarım kalırsa? Sanki boğazına takılan bir lokma gibi... Şelalelerin arasında dolaşırken susuz kalmak gibi... Rüyanın en güzel yerinde uyanmak gibi... Gibi değil ta kendisi... Gidersen ve yalnız kalırsam dünyaya ayak uydurmaya çalışan bir uzaylı gibi olacağım, biliyorum. Her şey yabancı gelecek bana. Her şeyi yeniden öğreneceğim. Üstelik bir öğretmenimde olmayacak. Bunu yapabilir miyim, bilmiyorum. Düşüncesi bile ruhumu karartıyor.
Senden önce ne yapardım ben? Nasıl mutlu olurdum? Ya gidersen... Nasıl yaşarım ben senden sonra? Söylesene yar, ne yaptın sen bana? [Only Registered Users Can See Links]

Sana_TutSak
05-19-2006, 04:45 PM
Eski zamanlarda bir kral, saraya gelen yolun üzerine kocaman bir kaya koydurmuş, kendisi de pencereye oturmuştu. Bakalım neler olacak diye başlamış beklemeye.

Ülkenin en zengin tüccarları, en güçlü kervancıları, saray görevlileri birer birer gelmişler, sabahtan öğlene kadar. Hepsi kayanın etrafından dolaşıp saraya girmişler. Pek çoğu kralı yüksek sesle eleştirmiş. Halkından bu kadar vergi alıyor, ama yolları temiz tutamıyordu.

Sonunda bir köylü çıkagelmiş. Saraya meyve ve sebze getiriyormuş. Sırtındaki küfeyi yere indirip iki eli ile kayaya sarılmış ve ıkına sıkına itmeye başlamış. Sonunda kan ter içinde kalmış ama, kayayı da yolun kenarına çekti. Tam küfesini yeniden sırtına almak üzereymiş ki, kayanın eski yerinde bir kesenin durduğunu görmüş. Açmış ki bir de ne görsün, kese altın doluydu. Bir de kralın notu varmış içinde.

"Bu altınlar kayayı yoldan çeken kişiye aittir" diyordu kral.

Köylü, bugün dahi pek çoğumuzun farkında olmadığı bir ders vermişti.

"Her engel, hayat şartlarımızı daha iyileştirecek bir fırsattır."

Sana_TutSak
05-19-2006, 04:46 PM
Gün doğumunun ilk ışıklarının umuduyla merhaba,

Umarım iyisindir, mutlusundur. Beni sorarsan sanırım yine aynıyım : beklemeli bir arayış içinde deneyip duruyorum.Hatalar yapıp pişman olup sonra ‘ ama tecrübe kazandım’ diye avunuyorum. Seni özlediğim anlarda (mesela şimdi) ‘Bu benim kendi seçimimdi’ diyip güçlü rollerine bürünüyorum. Artık güçlü duruşunu öğrendim (sağ olasın öğrettin). Belki hiç tanışmamış gibi yeniden tanışsak bana aşık olurdun. Sen güçlü kadınları severdin değil mi? Ben ağladığım zaman , korkuyorum dediğim zaman bana çok kızardın....Nasıl kırılırdım sana , nasılda içim acırdı. Öyle çaresiz hissederdim ki kendimi daha da güçsüz olurdum. Sonra beni öperdin. Sana daha çok bağlanır , sanki sensiz dipsiz kuyulara düşermişim gibi gelirdi. Ama öyle değilmiş öğrendim. Aşksızda yaşanırmış , hayattan böyle de keyif alınırmış bildim.

Söylesene neden beni hep hor gördün? Neden yapmak istediğim hiçbir şeyde destek olmadın? Senin sevgin nasıl bir sevgiydi? Alıp ta veremeyen, konuşup ta uygulayamayan, her koşulda haklı olmak isteyen bir sevda. Peki ya ben nasıl izin verdim onca zulme? Konuştuğumuz kitaplarda ki aşklar böyle değildi. Sen bir prens değildin. Bense senin bir prense dönüşmeni bekledim durdum. Sen beni hiçe saydıkça ben kendimi suçladım. Eksiklerimi arayıp bulduğumu zannedip değişmeye çalıştım.Sen çırpınışlarımı gördükçe keyiflendin, ‘çok tatlısın’ dedin, ama hiçbir şey yapmadın. Senin umarsızlığın beni çok kırdı. Öfkeme, kırgınlığıma, gülümseyişime, tutkuma hep aynı gözlerle baktın: donuk ve alaycı...Beni ne terk ettin ne de sevdin. Sadece hayatında bir yer verdin; isteyince dönüp bakabileceğin, sıkıntını atabileceğin özel bir yer, sadece sana ait bir yer...

Senelerce senin bana layık gördüğün yerde oturdum , seni bekledim , üzüldüm ağladım. Niye mi kaldım? Çünkü dışarı çıkmaktan yaşamla yüzleşmekten korkuyordum. En azından varlığın ve umudum vardı. Sen benim bu tavrımı hem çok sevdin hem de hor gördün? Nasıl bir adamdın anlayamadım, anlatamadım ve bir gün geldi çekip gittim. Kolay olmadı ama seninle de kolay değildi ki...

Ne yalan söyleyeyim seni hiç unutmadım aslında. Bir karar vermiştim uygulamalıydım ,uyguladım. Aylar sonra kapıma gelip ‘Lütfen beni içeri al ‘diye ağladığında seni içeriye almadıysam , sana sarılıp 'ben seni hep bekledim' demediysem senin yüzündendir. Güçlü , dediğim dedik, kararlı bir kadın olmak içindir. Sen hayallerinde ki kadını hep böyle tarif ederdin. O kadın olmak istedim ama seni yine yitirdim.

Artık sen yoksun. Duydum ki bugün evleniyormuşsun. Sen ‘evlilik ‘ lafından bile hoşlanmazdın. Ne oldu sana ? Seninle ayrılalı daha beş ay oldu , bu kadar çabuk mu silindi dört senenin hatırı? O kadının yerinde ben olmalıydım oysa...Ama ben kötü bir oyuncuydum , elendim. Sana mutluluklar dilerim.Ben aşksız da yaşıyorum artık. Yaralarımı dindirmem için bir başkasının şefkatine de ihtiyacım yok. Sen elinden geleni ardına koyma mutlu ol , huzurlu ol...Beni zaten hiç düşünmemiştin yine düşünme. Sakın sana bu mektubu yollayacağımı falan zannetme. Buruşturup atacağım bu kağıdı; hiç yazılmamış gibi, hiç olmamış gibi...

Gün doğdu doğacak, birazdan şehir aydınlığa kavuşacak. Ben yeni güne heyecanla ,umutla gireceğim. Yaşamın içine karışacağım sabah evden işe giderken. Bir zamanlar göremediğim bütün güzellikleri tek tek selamlayacağım. Şükredeceğim ayakta kalabildiğime, sana boyun eğmediğime. Bu sefer hiç ama hiç ağlamayacağım. [Only Registered Users Can See Links]

Sana_TutSak
05-19-2006, 04:46 PM
Sevda Uğruna Ölüm

--------------------------------------------------------------------------------

Kadın yirmi yedi yaşında... Yüreği karbeyaz soğuklara terkedilmiş ama inat bu ya hala sımsıcak. Düşünceleri kah hayatın gitgide ağırlaşan gerçeklerinde kah aydınlık hayallerde dolaşıyor nefes nefese.. Elinde samur fırçası, geçmişi karalayıp bugünü renklendiriyor hiç durmadan. Renkler kıpır,kıpır , içindeki çocuk haşarı mı haşarı... Gözleri ise buğulu bakmakta hüzünlere yenik... Hayatı sorgulamaktan çoktan caymış. Omuzları bir küçük kız çocuğun şımarıklığını sergilercesine "Bana ne" ifadesinde. Kıpır,kıpır ya içi.. Arayışları var kendisinden bile sakladığı. Bela da geliyorum demez ya... İşte böyle bir anda; ruhu, sanal dünyanın kapısından sızıverir içeri sessiz, habersiz.. Hani þu chat canavarı var ya bu günlerin belalısı. Orada kendisi gibi şaşkın yüreklerin arasında buluverir kendini. Ve... olanlar olur o zaman. Hiç beklenmeyen anda buzda kayar gibi "Hooop" havada bulur duygularını darmadağınık. Sanki başında deli rüzgarlar hiç esmiyormuş, esenler de yetmiyormuş gibi. Erkeğin yaşı otuz. Hırslı, kendinden emin. Kendisiyle barışık ve yaşadığına memnun. Kahkahası ekrandan yüreklere taşan, mutlu ve duygu dolu bir bulut adam. Eşi ve çocuğu için yaşamakta olduğunu saklamadan kadını davet eder sanal dünyanın sanal aşk oyununa. Acemidir kadın. Belki genç adam da öyle. Oynadıkları oyunun tehlikesinden habersiz bir masalı yaşamaya başlarlar. Ekranın karşısında nefeslerini tutup beklerler sevdalının gelmesini. Karşılaşmaları her defasında kahkahaları hatırlatırcasına şen olur. Zamanın koordinatları buluşamadığında, birbirlerine teğet geçtiklerinde, hüzün yayılır gecelere. Uyku tutmaz bekleyişlerde ikisini de. Sabah yeni umutlara gebe başlar. Ve ekranda doğarlar her buluşmayla yeniden.. Duyguların en fırtınalısına yakalanırlar. Birbirlerini gerçekten merak ederler. Bulut adam kadının açlığından, üşümesinden bile sorumlu tutmaya başlar kendini. Kadınsa adamın yorgun hallerine dayanamaz. Elleri dokunmasa da ellerindedir artık. Birbirlerini el üstünde tutarlar anlayacağınız. Günler, aylar geçer... Hayaller ekranlara sığmaz olur. Artık görmek isterler birbirlerini. Dokunmak sarılmak isterler. Hatta çılgıncasına sevişmek... Kadın kıvranır onsuzluğun acılarında.. Özlem şiddete dönüşür. Acıtır... İşkencelere yatırır kadını. Oyun değildir artık bu. AŞK ekranda değil hayatın ta içinde yaşamaktadır. Bulut adam sorar durmadan ; -N'olacak şimdi... Kadın, adam kadar cevapsız... "Bilmiyorum" der."Bilmiyorum" Artık sorgulamalar başlar duyguları ... "Bu nedir?...Bunun adı ne..?" Kadın aşkı tanımlar ama çare değildir tanımlamak.. Yaşananlardır gerçek olan. Hissedilenlerdir. Her sevdanın başını bir karabasan bekler ya...Beklemese sevda denen þey olmaz zaten. İşte bu bir sevdadır ve başında karabasanlar. Kadın unuttuğu aşk gözyaşlarını hüzünlere, sancılara, onulmaz ağrılara boyar, alaca bulaca. Artık her şeye gözlerindeki buğuların ardından şakmaktadır. Ve ekrana þunları; buzların arasından aldığı yüreğinin kalemiyle yazar. Yüreğini buzlara iade etmek üzere... "Beni ignore et*.Ne olur bunu yap." Bulut adam şaşkındır belki ama adı gibi bilir. Doğru olan budur. Düşünür bir süre.Susar ekran. Susar kadının yüreği...Ölüm anıdır bu.Verilen son nefestir sanki.. "Sevdam HAYIR dese" " Sensiz yapamam dese" diye bekler nefes almak için. Bulut adamın suskunluğu bozduğu yerde ölecektir kadın.. Bunu ikisi de bilirler. Bir yazı belirir ekranda çaresizce okunan "Netten çıkıyorum o zaman" "Hoşçakal" Mavi üzerine siyah yazılmış sözcükler kararlı ve kesindir... Titreyen ve cansızlaşan parmakları son bir kez tuşları gezinir kadının "Hoşçakal" Düşer Bulut adamın gülen

Sana_TutSak
05-19-2006, 04:49 PM
BANA GÖZYAŞI BORCUN VAR !

Adam genç kadına seslendi:
- Bana gözyaşı borcun var!

Genç kadın sordu:
- Nasıl öderim?

Adam gözlerini kırptı;
- Haydi gülümse!

Gülümsedi genç kadın. Adam, cebinden mendilini çıkarıp, borcunu sildi.
Ve mendilini özenle katlayıp, yine kalbinin üzerindeki iç cebine koydu.

Bir demet mor sümbül vardı kadının elinde.
İkisi de bahar kokuyordu...
Biri ilkbahar, diğeri güz.

Adam, seslendi yine;
- Bana mutluluk borcun var!

Genç kadın, biraz mahcup, biraz şaşkın sordu:
-Nasıl ödeyebilirim?

Heyecanlandı adam
- Haydi yat dizlerime!

Genç kadın bir kedi uysallığında, yattı dizlerine usulca.
Adam, şefkatle saçlarını taramaya başladı kadının.
Saçları, güneşe ve yağmurlara hasret hiç yaşanmamış baharlara benziyordu.
Çaresizliğini ördü sırasıra.
Sonra saçının her teline, mutluluğun çığlıklarını bağladı adam.
Yetmedi, gizli düğüm attı... Ağladı.
Hava kararmak üzereydi. Dışarıda yağmur yağıyordu delice.
Adam, sürekli borç defterlerini kurcalıyordu.

Genç kadının gözlerinin içine baktı;
- Bana yürek borcun var!

Borcunun farkındaydı sanki genç kadın, şaşırmadı.
- Bu borcumu nasıl ödeyebilirim?

Adam kollarını uzattı
- Haydi tut ellerimi!

Sümbül kokusu sinmiş ellerini uzattı genç kadın.
Elleri öyle sıcaktı ki, eriyiverdi bütün borcu avuçlarının içinde.
Genç kadın gitmek üzereydi.

Adam son kez seslendi;
- Bana can borcun var!

Kadın irkildi;
- Can mı?

Sigarasından derin bir nefes çekti adam;
- Evet... Can borcun var. Sensizlik öldürüyor beni!

Hoşuna gitti sözler kadının
- Peki bu borcumu nasıl tahsil etmeyi düşünüyorsun?

Adam, biraz daha yaklaştı;
- Yum gözlerini!

Hiç tereddüt etmeden yumdu gözlerini.
Adam da yumdu gözlerini, masumca bir öpücük kondurdu
kadının titreyen dudaklarına.

- Bu ne şimdi yaptığın? diyerek çattı kaslarını kadın...

Adam, pişmanlıkla, memnunluk arasında gidip geldi. Kekeledi;
- Hayat öpücüğüydü!

Kısa bir sessizliğin ardından bu kez kadın öptü adamı şehvetle...

Adam, şaşırdı;
- Ya senin bu yaptığın neydi?

Genç kadın kapıya yöneldi;
- Veda öpücüğü!

Kalan borçlarına karşılık, yürek dolusu çaresizlik
ve bir de mor sümbüllerini masanın üzerine rehin bırakıp gitti genç kadın.

Adam koştu peşinden sümbülleri geri verdi kadına.
- Ne olur iyi bak umut çiçeklerime, solmasınlar...

Genç kadın sümbülleri aldı:
- Merak etme, gün aşırı sularım çiçeklerini!

Adam sevindi:
- Güneşe, suya gerek yok. Gülümse yeter!

Kadın gözden kaybolurken haykırdı adam,
- Umutlarımı kefil yaptım. Unutma, bana aşk borçlusun!

Haykırışı yağmura karıştı.
Kadın, yağmuru hissetmeyen kalabalığa

Sana_TutSak
05-19-2006, 04:49 PM
Gece Yarisi

Yillar sonra cocuk evlenmi$, coluk cocuk sahibi olmu$. Birgun, gecenin bir yarisi saat 3:30 civarlari telefonu calmi$. Telefondaki ses, annesinin sesiymi$
Cocuk;
-Ne var Anne, ne istiyorsun bu saatte, neden beni rahatsiz ediyorsun? Sabah arasan olmaz miydi gibilerinden, annesini azarlayici sozler sarfetmi$.

Annesi, biraz buruk, biraz da aglamakli bir ses tonu ile;
Bundan 25 yil once de bir gece yarisi 3:30 da sen beni rahatsiz
etmi$tin.
DOGUM GÜNÜN KUTLU OLSUN OGLUM demi$... [Only Registered Users Can See Links]

Sana_TutSak
05-19-2006, 04:50 PM
Aşk Sevmekse Sevmek Nedir?

Dün gece yine seni düşündüm
her zaman ki gibi
geçtiğimiz yaz aylarını düşündüm
hasretin sevginle birleşti gözyaşı olarak döndü bana.
Sensizliğine bürünmüş dünyamda
kendi egemenliğimi kurmaya çalışıyordum
tam kendim için bir şeyler yapacaktım ki
tekrar geldi hiç gözümün önünden gitmeyen
gözlerin.

Sandığın içinden fotoğraflarımızı buldum
sanki sensizliği tadacakmışım gibi sarılmışım sana
yüzüm gülüyor. Mutluyum!
Artık dayanamıyorum sensizliğe.
Acı veriyor fotoğraflarınla yaşamak bana
belki de aşkımızın kayan bir yıldız kadar.
Çabuk parlayıp söndüğünü bilmek yıpratıyor bedenimi
artık ben eski ben değilim. Mutlu olamıyorum eskisi gibi
bedenim susuz kaldı ne kadar içsem de daha kalacak.
Çünkü ben suya değil benim için daha da önemli olan sana,
senin sevgine susadım. Tam sevdanın rengini bulmuştum ki
gökteki yıldızımız kaydı. İlişkimizin başladığı gün bir fidan
dikmiştik ve söz vermiştik birbirimize sevgi ile büyütecektik diye.
Şimdi o ağaca kim bakacak sevgisiz kalıp sonsuzun derinliğine mi
kapılacak benim gibi çünkü ben sensiz karanlığın içinde kaybolmuş
gibiyim tek ışığım sendin yok olup gittin.
Artık kendi içimde 4 mevsim kış yaşıyorum çünkü yazım ve baharlarım beni
terk etti.
Bende artık yalnız içiyorum senin sevdiğin şarabı. Aynaları da kaldırdım
artık sevmiyorum onları.
Bana iyi bir yüz vermiyorlar baktığımda. Bahçemdeki kuşlar da sustu
artık aşkımızı şarkılara vurmuyorlar. Ne olur geri dön artık bebeğim
hayatımı artık siyah beyaz yaşamak istemiyorum...




EZ Archive Ads Plugin for vBulletin Copyright 2006 Computer Help Forum