derin_15
06-15-2006, 10:38 PM
:engel:
Platonik aşklar elbette tek kişiliktir.karşılıksız aşklarda tek kişiliktir. Örneğin; bir bir çiçeği dalında görür çok beğenir, seyreder, koklar ve gidersiniz. Onun dalında kalma,kendi olma özgürlüğüne saygı duyarsın ( ki olması gerekende budur ) ve aşkı tekil yaşarsın. Aşk; kişinin özgürlüklerine saygı gösterebilecek kadar ona değer vermektir.
İki kişilik aşklara gelince “ bu tür aşklar “bencil aşklardır. Bencil aşklar,mülkiyet ister. Bu tür yaklaşımın kökünde aşk değil . “köle, efendi” ilişkisi vardır. Böylesi aşklar “psikopatalojik” aşklardır. Bu yüzden o çiçeği bencilce söker alır, odalara evlere kapatır, kendi olmasına hatta soluk almasına bile izin vermez. Çiçeğin solması umurunda olmaz. Çünkü hırpalanmış. Kendi olmaktan uzaklaşmış olsa bile önemli olan çiçeğin onun olup olmamasıdır. O , onu koparana aittir. Onun mülküdür, eşyasıdır, oyuncağıdır, ünsel objesidir. İki kişilik aşklar bizim kültürümüzde genellikle böyle yaşanıyor. Yani, bencil bir mülkiyet duygusu, cehaletle birlikte öne çıkıyor, aşk hırpalanıyor, cayıyor ve sonuçta hala yaşanabiliyorsa yine tek kişilik yaşanıyor. Çünkü insan doğası, eninde sonunda aşkı “koşullu” kılıyor. Benim istediğim gibi biri olur isen seni sevebilirim gibi yaklaşımlarla aşkı pazarlığa yatırıyor. Oysa aşk, SEVGİLİYİ nasıl ise öyle sevebilmektir. İnsan kayıtsız şartsız sevemeyecekse o aşkın durumu pek parlak değildir. Bizim kültürümüzde aşk, “mülkiyet’le” ifade buluyor. Bizler, sevgimizi, sevmeyi bilemiyoruz. Leyla hiç güzel biri değilmiş, Mecnun’a sormuşlar: O kadar eziyet bunun için miydi? Mecnun yanıtlamış: Hayır gönlümdeki Leyla içindi...
Platonik aşklar elbette tek kişiliktir.karşılıksız aşklarda tek kişiliktir. Örneğin; bir bir çiçeği dalında görür çok beğenir, seyreder, koklar ve gidersiniz. Onun dalında kalma,kendi olma özgürlüğüne saygı duyarsın ( ki olması gerekende budur ) ve aşkı tekil yaşarsın. Aşk; kişinin özgürlüklerine saygı gösterebilecek kadar ona değer vermektir.
İki kişilik aşklara gelince “ bu tür aşklar “bencil aşklardır. Bencil aşklar,mülkiyet ister. Bu tür yaklaşımın kökünde aşk değil . “köle, efendi” ilişkisi vardır. Böylesi aşklar “psikopatalojik” aşklardır. Bu yüzden o çiçeği bencilce söker alır, odalara evlere kapatır, kendi olmasına hatta soluk almasına bile izin vermez. Çiçeğin solması umurunda olmaz. Çünkü hırpalanmış. Kendi olmaktan uzaklaşmış olsa bile önemli olan çiçeğin onun olup olmamasıdır. O , onu koparana aittir. Onun mülküdür, eşyasıdır, oyuncağıdır, ünsel objesidir. İki kişilik aşklar bizim kültürümüzde genellikle böyle yaşanıyor. Yani, bencil bir mülkiyet duygusu, cehaletle birlikte öne çıkıyor, aşk hırpalanıyor, cayıyor ve sonuçta hala yaşanabiliyorsa yine tek kişilik yaşanıyor. Çünkü insan doğası, eninde sonunda aşkı “koşullu” kılıyor. Benim istediğim gibi biri olur isen seni sevebilirim gibi yaklaşımlarla aşkı pazarlığa yatırıyor. Oysa aşk, SEVGİLİYİ nasıl ise öyle sevebilmektir. İnsan kayıtsız şartsız sevemeyecekse o aşkın durumu pek parlak değildir. Bizim kültürümüzde aşk, “mülkiyet’le” ifade buluyor. Bizler, sevgimizi, sevmeyi bilemiyoruz. Leyla hiç güzel biri değilmiş, Mecnun’a sormuşlar: O kadar eziyet bunun için miydi? Mecnun yanıtlamış: Hayır gönlümdeki Leyla içindi...