derin_15
06-15-2006, 10:55 PM
:17: Kandırma kendini; okudukların sadece soğuk harfler.
Baktığın şey kağıt değil, yazılarsa eski, güzel kalemlerden çıkmış satırlar
değil. Hayat artık daha kolay; masanın üstünde biriken kağıt yığınları yok,
kaleminin mürekkebi bitmiyor, gömlek cebinde ise lekeler oluşmuyor artık...
Dayanmaya çalışıyoruz, ama kolaylık her zamanki gibi ezip geçiyor. Düşünceleri,
duyguları okumak için para ödemek zorunda değiliz aldığımız bir kitap ardından.
Hatta bu satırları yazarken arka planda çalan "mp3" melodileri dinlerken ben de
o melodilere emek harcayanları hiçe sayabiliyorum...
Orta yaşı çoktan geçmiş biri olarak nostaljinin "kızıl" renginden kopmamaya
çalışıyorsam, benden daha "büyükler" olarak aranızdan birkaç kişinin işi çok
daha zor. Kitap kokusunu alamamanın burukluğu ve elinde "somut" bir şey tutmadan
fikirlere ulaşmanın "garip"liği dolaşıyor etrafımızda...
Kitaplar da gidecek, biliyorsunuz değil mi? Yavaş yavaş ağırlıksız ve bedensiz
düşünceleri okuyacağız. Okurken de yazanın el yazısından kişiliğini anlama
lüksünü kaybettiğimizi fark edeceğiz.
Önümde "17 inch" bir "kağıt" ve ellerimin altında 106 tuşun 30 - 35 tanesinin
dışındakilerini pek kullanmadığım bir kalem var. Arkamda duran "eski" ve "güzel"
kitaplara sırtımı dönmüş yazıyorum. Her şey daha kolay ve çabasız…
Gözlerimi hafif sağa kıpırdattığım zaman kimlerin bu "sanal" dünyanın içinde
gezindiğini görebiliyorum. Onlar bir sandalyede otursalar da artık orada
değiller. Yumuşak hatlı nesnenin üzerindeki tuşlara dokunarak dünyanın başka bir
ucundaki, nerede, nasıl durduğunu bile bilmedikleri ve hatta düşünmedikleri bir
bilgisayarın "HardDisk" ini çalıştırıp oradaki "birler" ve "sıfırlar"dan
nasiplerini alıyorlar...
1024 "çarpı" 768 pikselden oluşan dünyanın içerisinde varolmaya çabalarken,
bunun bir eğlence ve zaman geçirme aracı olduğuna kendimi inandırmaya
çalışıyorum galiba. Düşününce "Matrix" fena fikir değilmiş gibi gelmiyor ara
sıra...
Kaçıyoruz galiba "her şey" den buralarda. Somut olamayan insanlar ve somutlaşmak
istemeyen düşünceler uçuşuyor etrafta. İletişim yanıp sönen "imleç" anlamına
geliyor aslında ama ne çok duygular yüklüyoruz sınırlı harflere ve silikçe duran
satır sahiplerine. Yaratmanın uzağında dolaşırken, diğer yandan da yarattığımızı
sanıp "ASCII" güllerle ilan-ı aşk ediyoruz sanal güzelliklere...
Baktığın şey kağıt değil, yazılarsa eski, güzel kalemlerden çıkmış satırlar
değil. Hayat artık daha kolay; masanın üstünde biriken kağıt yığınları yok,
kaleminin mürekkebi bitmiyor, gömlek cebinde ise lekeler oluşmuyor artık...
Dayanmaya çalışıyoruz, ama kolaylık her zamanki gibi ezip geçiyor. Düşünceleri,
duyguları okumak için para ödemek zorunda değiliz aldığımız bir kitap ardından.
Hatta bu satırları yazarken arka planda çalan "mp3" melodileri dinlerken ben de
o melodilere emek harcayanları hiçe sayabiliyorum...
Orta yaşı çoktan geçmiş biri olarak nostaljinin "kızıl" renginden kopmamaya
çalışıyorsam, benden daha "büyükler" olarak aranızdan birkaç kişinin işi çok
daha zor. Kitap kokusunu alamamanın burukluğu ve elinde "somut" bir şey tutmadan
fikirlere ulaşmanın "garip"liği dolaşıyor etrafımızda...
Kitaplar da gidecek, biliyorsunuz değil mi? Yavaş yavaş ağırlıksız ve bedensiz
düşünceleri okuyacağız. Okurken de yazanın el yazısından kişiliğini anlama
lüksünü kaybettiğimizi fark edeceğiz.
Önümde "17 inch" bir "kağıt" ve ellerimin altında 106 tuşun 30 - 35 tanesinin
dışındakilerini pek kullanmadığım bir kalem var. Arkamda duran "eski" ve "güzel"
kitaplara sırtımı dönmüş yazıyorum. Her şey daha kolay ve çabasız…
Gözlerimi hafif sağa kıpırdattığım zaman kimlerin bu "sanal" dünyanın içinde
gezindiğini görebiliyorum. Onlar bir sandalyede otursalar da artık orada
değiller. Yumuşak hatlı nesnenin üzerindeki tuşlara dokunarak dünyanın başka bir
ucundaki, nerede, nasıl durduğunu bile bilmedikleri ve hatta düşünmedikleri bir
bilgisayarın "HardDisk" ini çalıştırıp oradaki "birler" ve "sıfırlar"dan
nasiplerini alıyorlar...
1024 "çarpı" 768 pikselden oluşan dünyanın içerisinde varolmaya çabalarken,
bunun bir eğlence ve zaman geçirme aracı olduğuna kendimi inandırmaya
çalışıyorum galiba. Düşününce "Matrix" fena fikir değilmiş gibi gelmiyor ara
sıra...
Kaçıyoruz galiba "her şey" den buralarda. Somut olamayan insanlar ve somutlaşmak
istemeyen düşünceler uçuşuyor etrafta. İletişim yanıp sönen "imleç" anlamına
geliyor aslında ama ne çok duygular yüklüyoruz sınırlı harflere ve silikçe duran
satır sahiplerine. Yaratmanın uzağında dolaşırken, diğer yandan da yarattığımızı
sanıp "ASCII" güllerle ilan-ı aşk ediyoruz sanal güzelliklere...