derin_15
06-15-2006, 10:56 PM
:engel:
Uykusunun baldan tatlı olduğu zamanlarda, melek öpüşlerle uyandırılmaz olur.Anne bağırır:
''Çabuk ol servisi kaçıracaksın!''
Baba kükrer:
''Ne yatmasını biliyorsun, ne kalkmasını!''
Sabahları güneşin doğuşunu bilmez çocuk.Hiç aydınlanmadan kalkar içi.Taze bir sabah bayat bir günün devemıdır çoğu zaman.
Her sabahadına yuva denen, adına kreş denen o yere bırakılır.Başkalarının annesinde kendi annesinin hasretini çeker gün boyu.Sabahın köründe ''benim annem ne zaman gelecek'' diye gözyaşları eker solgun yüreğine dizi dizi.
Akşam ne uzundur.Yuva nice gürültülü.
Sevgilerini konuşurlr, efkarlı saatlerde.
''Benim babam beni daha çok seviyor.''
''Hayır, benim babam beni daha çok seviyor.''
''Hadi ordan beni hem babam han de annem daha çok seviyor.''
Başkalarının babası kendi çocuklarını çok severse, sanki kendi babalarının sevgisi azalacakmış gibi kavga ederler.En çok sevilen olmaktır tutkuları.Her Pazartesi ne kadar sevildiklerinin ispatını yapmaya koyulurlar.
‘ Benim babam beni hamburger yemeğe götürdü.’
‘Biz hem hamburger yemeğe gittik hem de luna parka gittik.’
‘N’apalım.Benim annem beni sinemaya götürdü, Arslan Kral filminde ağladık annemle birlikte.’
Kızlar ağlar zaten, ağlamanın neresi eğlenceli?’
‘Biz babamla maç ettiğimiz zaman çok eğleniyoruz.’
‘Benim babam benimle değil arkadaşlarıyla maç etmeğe gidiyor.’
‘Bak demek ki benim babam beni daha çok seviyor. Bi kere biz ikimiz yani babamla ben maç ediyoruz.’
Pazartesileri hep böyle geçer.
Herkes kendi babasının en sevgili baba olduğunu ispat etmeye çalışır.Öteki çocuklar yeni sevgi ispatları ortaya koydukça içini bir ülperti kaplar.Başkalarının babası çocuklarını daha çok mu seviyordur acaba?O reklam gelir aklına. Kahrolası reklam.’Evinizi seviyorsunuz,abranızı seviyorsunuz…Beni sevmiyor musunuz?’
İnanmak üzeredir onu sevmediklerine.Arka koltuğa gazoz dökmüştü, ne çok kızmıştır babası.Ama olsun, arkadaşlarına bunu anlatmazsa eğer, babasının arabasını Kendisinden çok sevdiğini nerden bilecekler?
Keşke her pazartesi en sevilen evlat oyununu oynamak zorunda kalmasaydı.Bunun için her pazartesi hasta numarası yapması.Uyanamaması.En sevilen çocuk olmak yarışması, bilseniz ne kadar zor diyebilse bir gün, her şey ne kadar kolay olacak.
Oyunu değiştirebilirdi. Bu oyunun mağlubu olduğunu arkadaşları öğrenecek diye her pazartesi karanlık bir kuyu olmazdı o zaman.Herkesin anne babasının ne kadar iyi anne baba olduğu, çünkü onlara ne çok pahalı oyuncak aldıklarının konuşulduğu bir sırada ‘ beni anneannem çok sever’ diye bağırıverdi.Sustu arkadaşları.Söyleyecek bir şey bulamadılar bir an.
Akın boynunu büküp ‘benim anneannem yok’ dedi.
Üzüldü o zaman.Ama geri dönemezdi. ‘Benim anneannem beni çok sever.Masal anlatır bana.Yaramazlık yapınca ‘dayın da böyleydi’der gülerek.’
Arkadaşları ne kadar dinliyor diye sustu birden.Kendisine doğru yönelmiş bakışları keyifle seyretti.
Ağızları açık ‘eee sonra?’ diyorlardı.
‘Sever beni.Masal anlatır.Hiç susturmaz beni.Ben konuştukça güler.Hay çocuk der.Sen beni güldürdün, Allah da seni güldürsün, der.
Herkes bir masal büyüsü ile dinlerken onu, anneannesini öteki çocuklarla paylaştığını düşünüp susuverdi.
Üsteledi arkadaşları ‘Hadi anlatsana ‘ dediler.
Top havuzuna doğru koşup ‘Herkesin anneannesi kendine’ diye bağırdı.
Akın itiraz etti.Hiç olmazsa arkadaşının anneannesinde tatmadığı bir duyguyu tadacağını düşünürken ne diye oyunbozanlık yapıyordu.Kızdı. ‘Herkesin babası kendine demiyordun ama!’
Duymazlığa geldi.Anneannesini hiç kimselerle yarıştırmak istemiyordu, işte o kadar.
Akşam çabuk oldu.Bu oyunu kazanmıştı.Muzaffer bir komutan edasıyla dolaştı bütün gün.Artık annesine neden pazartesileri yuvaya gitmek istemediğini anlatabilirdi.Yorganın altına saklanmazdı bundan böyle.Her pazartesi anneannesinden bir demet yapıp götürürdü.
Kapıdan içeri girer girmez neşeyle bağırdı ‘Anne biliyor musun bu gün yuvada ne oldu?’
‘Görmüyor musun?Telefonla konuşuyorum.’
Hiç kimsenin sevdiği şey birbirine benzemiyordu.Annesi telefonu, babası arabayı seviyordu.Herşey erteleniyordu telefon ve araba söz konusu olduğunda.Bir de eve misafir gelecek oldu mu kendisine hiç yer kalmıyordu.Nerelere gitsindi?
Annesi kapattı telefonu.Mutfaktan tencere kaşık sesi geliyordu.Koşarak yanına gitti. ‘Sana yardım eydim mi?’ dedi en sevimli halini takınarak.Annesi manalı manalı baktı. ‘Hayırdır.Bir yaramazlık filan. Bak bir de seninle uğraşmayayım.Çok yorgunum zaten.’
Yorgunluk nasıl bir şeydi.Bazen elinde oyuncağıyla uyluya daldığında anneannesi oyuncağı elinden alır ‘Nasıl da yorulmuş yavrucak.Uykunun gül kokulu kolları sarsın seni.’diyerek alnına bir öpücük konduruverirdi.
‘Anneciğim yorulduğunda gül kokulu uykulara dalarsın.Anneannem öyle söylüyor.’
‘Uykuya dalayım da gül kokuları kusur kalsın.Yorgunluktan ölüyorum.’
Bu kelimelerden nefret ediyordu.Yorgunum, yorgun olduğumdan, böyle yorgunken…
‘Anneciğim sen yorulma diye…’
‘Yemekte konuşuruz çocuğum.Bankada işler yetişmedi.Baban gelene kadar bunları bitirmem lazım.Hadi sen oyna biraz.’
‘Hani siz yoruluyorsunuz ya..’
‘Eeee…’
‘Ben de oynamaktan yoruluyorum.’
‘Ne yapayım?’
‘Bilmem…’
Yapılmaması gerekeni biliyordu da büyükler, yapılması gerekenleri hiç bilmiyorlardı.
Işıklar söndü birden.Annesi öfkeyle söylenmeye başladı. ‘Mum da yok’ diye diye
Karıştırdı dolapları el yordamı.
Çocuk sırtüstü yatıp annennesinin köyünü düşündü.Gaz lambası ışığında deli tavşan masalını anlatışını. Deli tavşanın duvardaki aksini getirdi gözlerinin önüne.Anneannesi gibi iki elini birleştirip yukarı kaldırarak tavşan kafası yaptı. ‘Bak deli tavşan’ diyerek parmaklarını oynattı.Yoldan geçen arabaların farları deli tavşana yol açtı.Tavşan alabildiğine hür dolaştı sağda solda.Otlarla kuşlarla konuştu.Sonra yorgun düştü.Kolu yavaşça kanepeden aşağı sarkık…
Neden sonra ışıklar geldi.Kadın çocuğunun hiç konuşmadığını akıl etti birden.Kanepeye koştu.Küçücük dizlerini karnına çekerek uykuya dalmıştı.
Masanın üzerindeki dosyalara baktı iğrenerek.Dindirilemez bir pişmanlık doldurdu içini.Uyandırmaktan korka korka küçük alnına bir öpücük kondurdu.Çocuk sanki bu öpücüğü bekliyormuşçasına ‘İşin bitince beni sever misin anne? Dedi.
Kadın sevilmek için randevu alan çocuğuna bakarak sabaha kadar ağladı….
Fatma K. Barbarosoğlu
Umarım yakınlarınız ilgilenilmek için randevu almak zorunda kalmıyordur. Bunu yeni anladım ama bazen kendimizle uğraşırken çok sevdiğimiz insanları unutuyoruz. Kendi sorunlarımızı bir yana bırakıp sevdiğimiz insanlara onlara olan sevgimizi göstermek için geç kalmayalım sakınnn!
Uykusunun baldan tatlı olduğu zamanlarda, melek öpüşlerle uyandırılmaz olur.Anne bağırır:
''Çabuk ol servisi kaçıracaksın!''
Baba kükrer:
''Ne yatmasını biliyorsun, ne kalkmasını!''
Sabahları güneşin doğuşunu bilmez çocuk.Hiç aydınlanmadan kalkar içi.Taze bir sabah bayat bir günün devemıdır çoğu zaman.
Her sabahadına yuva denen, adına kreş denen o yere bırakılır.Başkalarının annesinde kendi annesinin hasretini çeker gün boyu.Sabahın köründe ''benim annem ne zaman gelecek'' diye gözyaşları eker solgun yüreğine dizi dizi.
Akşam ne uzundur.Yuva nice gürültülü.
Sevgilerini konuşurlr, efkarlı saatlerde.
''Benim babam beni daha çok seviyor.''
''Hayır, benim babam beni daha çok seviyor.''
''Hadi ordan beni hem babam han de annem daha çok seviyor.''
Başkalarının babası kendi çocuklarını çok severse, sanki kendi babalarının sevgisi azalacakmış gibi kavga ederler.En çok sevilen olmaktır tutkuları.Her Pazartesi ne kadar sevildiklerinin ispatını yapmaya koyulurlar.
‘ Benim babam beni hamburger yemeğe götürdü.’
‘Biz hem hamburger yemeğe gittik hem de luna parka gittik.’
‘N’apalım.Benim annem beni sinemaya götürdü, Arslan Kral filminde ağladık annemle birlikte.’
Kızlar ağlar zaten, ağlamanın neresi eğlenceli?’
‘Biz babamla maç ettiğimiz zaman çok eğleniyoruz.’
‘Benim babam benimle değil arkadaşlarıyla maç etmeğe gidiyor.’
‘Bak demek ki benim babam beni daha çok seviyor. Bi kere biz ikimiz yani babamla ben maç ediyoruz.’
Pazartesileri hep böyle geçer.
Herkes kendi babasının en sevgili baba olduğunu ispat etmeye çalışır.Öteki çocuklar yeni sevgi ispatları ortaya koydukça içini bir ülperti kaplar.Başkalarının babası çocuklarını daha çok mu seviyordur acaba?O reklam gelir aklına. Kahrolası reklam.’Evinizi seviyorsunuz,abranızı seviyorsunuz…Beni sevmiyor musunuz?’
İnanmak üzeredir onu sevmediklerine.Arka koltuğa gazoz dökmüştü, ne çok kızmıştır babası.Ama olsun, arkadaşlarına bunu anlatmazsa eğer, babasının arabasını Kendisinden çok sevdiğini nerden bilecekler?
Keşke her pazartesi en sevilen evlat oyununu oynamak zorunda kalmasaydı.Bunun için her pazartesi hasta numarası yapması.Uyanamaması.En sevilen çocuk olmak yarışması, bilseniz ne kadar zor diyebilse bir gün, her şey ne kadar kolay olacak.
Oyunu değiştirebilirdi. Bu oyunun mağlubu olduğunu arkadaşları öğrenecek diye her pazartesi karanlık bir kuyu olmazdı o zaman.Herkesin anne babasının ne kadar iyi anne baba olduğu, çünkü onlara ne çok pahalı oyuncak aldıklarının konuşulduğu bir sırada ‘ beni anneannem çok sever’ diye bağırıverdi.Sustu arkadaşları.Söyleyecek bir şey bulamadılar bir an.
Akın boynunu büküp ‘benim anneannem yok’ dedi.
Üzüldü o zaman.Ama geri dönemezdi. ‘Benim anneannem beni çok sever.Masal anlatır bana.Yaramazlık yapınca ‘dayın da böyleydi’der gülerek.’
Arkadaşları ne kadar dinliyor diye sustu birden.Kendisine doğru yönelmiş bakışları keyifle seyretti.
Ağızları açık ‘eee sonra?’ diyorlardı.
‘Sever beni.Masal anlatır.Hiç susturmaz beni.Ben konuştukça güler.Hay çocuk der.Sen beni güldürdün, Allah da seni güldürsün, der.
Herkes bir masal büyüsü ile dinlerken onu, anneannesini öteki çocuklarla paylaştığını düşünüp susuverdi.
Üsteledi arkadaşları ‘Hadi anlatsana ‘ dediler.
Top havuzuna doğru koşup ‘Herkesin anneannesi kendine’ diye bağırdı.
Akın itiraz etti.Hiç olmazsa arkadaşının anneannesinde tatmadığı bir duyguyu tadacağını düşünürken ne diye oyunbozanlık yapıyordu.Kızdı. ‘Herkesin babası kendine demiyordun ama!’
Duymazlığa geldi.Anneannesini hiç kimselerle yarıştırmak istemiyordu, işte o kadar.
Akşam çabuk oldu.Bu oyunu kazanmıştı.Muzaffer bir komutan edasıyla dolaştı bütün gün.Artık annesine neden pazartesileri yuvaya gitmek istemediğini anlatabilirdi.Yorganın altına saklanmazdı bundan böyle.Her pazartesi anneannesinden bir demet yapıp götürürdü.
Kapıdan içeri girer girmez neşeyle bağırdı ‘Anne biliyor musun bu gün yuvada ne oldu?’
‘Görmüyor musun?Telefonla konuşuyorum.’
Hiç kimsenin sevdiği şey birbirine benzemiyordu.Annesi telefonu, babası arabayı seviyordu.Herşey erteleniyordu telefon ve araba söz konusu olduğunda.Bir de eve misafir gelecek oldu mu kendisine hiç yer kalmıyordu.Nerelere gitsindi?
Annesi kapattı telefonu.Mutfaktan tencere kaşık sesi geliyordu.Koşarak yanına gitti. ‘Sana yardım eydim mi?’ dedi en sevimli halini takınarak.Annesi manalı manalı baktı. ‘Hayırdır.Bir yaramazlık filan. Bak bir de seninle uğraşmayayım.Çok yorgunum zaten.’
Yorgunluk nasıl bir şeydi.Bazen elinde oyuncağıyla uyluya daldığında anneannesi oyuncağı elinden alır ‘Nasıl da yorulmuş yavrucak.Uykunun gül kokulu kolları sarsın seni.’diyerek alnına bir öpücük konduruverirdi.
‘Anneciğim yorulduğunda gül kokulu uykulara dalarsın.Anneannem öyle söylüyor.’
‘Uykuya dalayım da gül kokuları kusur kalsın.Yorgunluktan ölüyorum.’
Bu kelimelerden nefret ediyordu.Yorgunum, yorgun olduğumdan, böyle yorgunken…
‘Anneciğim sen yorulma diye…’
‘Yemekte konuşuruz çocuğum.Bankada işler yetişmedi.Baban gelene kadar bunları bitirmem lazım.Hadi sen oyna biraz.’
‘Hani siz yoruluyorsunuz ya..’
‘Eeee…’
‘Ben de oynamaktan yoruluyorum.’
‘Ne yapayım?’
‘Bilmem…’
Yapılmaması gerekeni biliyordu da büyükler, yapılması gerekenleri hiç bilmiyorlardı.
Işıklar söndü birden.Annesi öfkeyle söylenmeye başladı. ‘Mum da yok’ diye diye
Karıştırdı dolapları el yordamı.
Çocuk sırtüstü yatıp annennesinin köyünü düşündü.Gaz lambası ışığında deli tavşan masalını anlatışını. Deli tavşanın duvardaki aksini getirdi gözlerinin önüne.Anneannesi gibi iki elini birleştirip yukarı kaldırarak tavşan kafası yaptı. ‘Bak deli tavşan’ diyerek parmaklarını oynattı.Yoldan geçen arabaların farları deli tavşana yol açtı.Tavşan alabildiğine hür dolaştı sağda solda.Otlarla kuşlarla konuştu.Sonra yorgun düştü.Kolu yavaşça kanepeden aşağı sarkık…
Neden sonra ışıklar geldi.Kadın çocuğunun hiç konuşmadığını akıl etti birden.Kanepeye koştu.Küçücük dizlerini karnına çekerek uykuya dalmıştı.
Masanın üzerindeki dosyalara baktı iğrenerek.Dindirilemez bir pişmanlık doldurdu içini.Uyandırmaktan korka korka küçük alnına bir öpücük kondurdu.Çocuk sanki bu öpücüğü bekliyormuşçasına ‘İşin bitince beni sever misin anne? Dedi.
Kadın sevilmek için randevu alan çocuğuna bakarak sabaha kadar ağladı….
Fatma K. Barbarosoğlu
Umarım yakınlarınız ilgilenilmek için randevu almak zorunda kalmıyordur. Bunu yeni anladım ama bazen kendimizle uğraşırken çok sevdiğimiz insanları unutuyoruz. Kendi sorunlarımızı bir yana bırakıp sevdiğimiz insanlara onlara olan sevgimizi göstermek için geç kalmayalım sakınnn!