Web Stats

mavi bir ölüm...

makman
10-28-2006, 10:59 PM
Yine sana sesleneceğim,
Senin kim olduğunu hiç bilmeden
Senin kim olduğunu en çok bilerek...
İsyankar zambakların çılgın nilüferlerin,
Dört nala açan kiraz çiçeklerinin,
Dudak kıvrımlarına yoldaş olacağım.
Sarı bir hüzün, kızıl bir gurur,
Ve siyah bir öfkeyle konuşacağım sana.
...........
Sana oklardan değil yaylardan bahsedeceğim,
Gülün dikeninden değil,
Gülleri ve dikenleri doğurmaktan yorulmayacağım,
Topraktan söz açacağım.
Akan su gelmeyecek kelimelerime,
Suyu şefkatle kucaklayan damlaları dinlendireceğim.
............
Yine sana sesleneceğim
Senin kim olduğunu hiç bilmeden
Bilmek istemeden...
.........
Alaattin'in sihirli lambasından çıkan cin bana gelseydi
Ve ne dilersem dilememi isteseydi.
Hiçbir şeyi elde etmeyi dilemezdim,
Bir şeyden vazgeçmek isterdim sadece.
Hayatta bir şeyden vazgeçmek lutfedilseydi,
Bedeli her şeyim olsa bile,
Sana seslenmekten vazgeçmek isterdim.
Garip değil mi sana seslenmekten vazgeçtiğimi,
Bundan hoşlandığımı düşünüyorsun belki de.
Oysa sana seslenmek bütün hesaplarımı gördüğüm şu dünyadaki
Tek geride kalmış hesap benim için,
Bu dünyadaki tek yük,
Bu seslenişin kalbini avucumda tutabilmek.
Kürek mahkumu için kürek neyse
Benim için de sana seslenmek o.
Bir yandan gemiyi ufka ulaştırmanın tek yolu,
Öbür yandan bileklerimden sızan kanların
Gönlümü işgale yönlendiği bir rotanın can suyu.
Oysa ben sana kürekten değil gemiden bahsetmek isterdim.
Atalarım bana kadınlara gökyüzünü,
Gemileri ve yelkenleri anlatmayı öğrettiler.
Sen kürekleri yağlı urganları,
Geceyi siyaha gömen fırtınaları öğretmeye çalışıyorsun.
Sana ellerimle dokunarak gözlerimle okşayarak
Göstermek istedim
Rüzgarla şişen beyaz yelkenleri,
Ama senin vaktin yoktu.
Ben bunu hiç anlayamadım,
Kavmimin kadınları bana öğretmediler ki;
Bazı kadınların beyaz apletlerden daha çok
Siyah apletleri sevebileceğini...
.............
Sana sesleniyorum,
Ve gözlerin bileklerimden parmak uçlarına
Toplanmış kan pıhtılarını seyrediyor.
Kürekleri bırakamıyorum,
Önce yücelttiğin sonra terkettiğin aşkın onuru için
Kalemi bir an elimden düşürmüyorum.
Ankara Kalesi’nin önünde
Sana sesleniyorum...
..............
Benden kaçıp cennete gitmek isteseydin
Seni cennetin kapısına kadar götürürdüm,
Bana gelmek için seni korkutan cehennem olsaydı
Cehennemle konuşur Seni ona anlatabilirdim.
Oysa sen ne cenneti isteyebilecek kadar aşık oldun,
Ne de cehennemi isteyebilecek kadar ayrılık...
Seviyorum seni ama dedin,
Hoşçakal diye ekledin...
'Şimdi gitmeye mecburum,
Belki yine gelirim, umarım gelirim'
Son söz oldu...
Cennet ve cehennemin dillerini,
Savaş naralarını ve aşk şiirlerini,
Gazelleri ve boleroları öğreten atalarım
Senin sözlerinin anlamını öğretmediler.
Hiçbir şey söylemeden gittin...
Ayrılığın dilsiz olduğunu ben senden öğrendim,
Dilsiz olanın yaşayabileceğini sen öğrettin bana.
Ve kalemimle ilk defa yavan gözlerle baktın.
Yine yeniden sadece sana sesleneceğim.
Müebbet bir aşk dışında,
Bildiğim tüm duygularımı terkedeceğim,
Sana sesleneceğim yine...
Seni sadece kuru bir sevgiyle değil,
Derin bir hüzünle binlerce yıllık bir gururla
Ve pervasız bir öfke ile sevdiğimi duyuyor musun.
Mütevazi bir sevgiyle değil,
Küstah bir aşkla sevdim seni...
Ben Osmanlı gibi
Kollarımın yetişmediği bir aşkı kucaklamaya çalışırken,
Ölen köPage Rankingülerin ülkesindeki Venedikteki son sancağı
Kışın üşümemek için şal yaptın kendine.
Neden bilmiyorum özlemin artıyor içimde
Gün geçtikçe eksilir demiştim oysa;
Atalarımın öğrettiklerine de ters düşse de
Sana inanırım bilirsin.
Zamanla unutursun demiştin
Niye daha derinleşiyor öyleyse,
Derinleşiyor özlemin...
Ve gönlümde bir iç savaşta dökülen kanları
Coşturuyor ayrılık sözlerin.
Öfkelerimin kararlılığını,
Aşka katık ederek konuşacağım,
Bedenim bu dünyayı terkedene kadar...
............
Öyle sanıyorum ki
Hüzünle ve acıyla pek barışık olmadığın için
Benden uzun yaşayacaksın.
Benden sonra kelimelerim gelecek gönlüne,
Onların benden geldiğini bir tek sen bileceksin.
Küstah bir aşkla seveceğim seni.
Ben savaş ve ölümle haşir neşir olan
Kelimeler dışındakileri unutmaya gayret edceğim
ÖMrün geri kalınında...
Sana sesleneceğim yine,
Ben seni beyrut gibi sevdim ama
Sana ne Mağribi ne de Manhatten'i anlatamadım.
Bağdat ve Şam'ı işgale yeltenmişken
Venedik! ten gelen ihanet tarumar etti ordularımı...
Sarı bir keder, kızıl bir kibir, siyah bir isyanla konuşacağım sana,
Senin kim olduğunu hiç bilmeden...
Ağlayan zambakların dudak kıvrımlarına yoldaş olacağım,
Senin kim olduğunu en çok bilerek...
Kavmimin bana vaadettiği tüm aşkları terkedeceğim,
Müebbet bir aşk, Sarı bir hüzün,
Kızıl bir gurur ve siyah bir öfkeyle konuşacağım,
Bu dünyayı terketme müjdesi gelene kadar...
..........
Hüznü, gururu ve öfkeyi bilseydin keşke;
Hüznün beni aşan taşkınlığını,
Gururumun binlerce yıl önceden miras kalmış hoyratlığını,
Öfkelerimin hiçbir zaman sona ermeyecek ve azalmayacak kararlılığını,
Anlayabilseydin...
Anlatabilirdim sana,
Seninle yaşanan bir aşktan sonra,
Ayrılığın ölüm bile olsa
Mavi bir ölüm olacağını...

ömer çelik

dinlemek isteyenler için;
_________________________________
BURADAN (mms://[Only Registered Users Can See Links])
____________________
tavsiye ediyorum çok güzel...

Fr@biyy
10-28-2006, 11:01 PM
payLaşıma teşekkürler

tekopaco
10-28-2006, 11:13 PM
[QUOTE] Bu dünyadaki tek yük,
Bu seslenişin kalbini avucumda tutabilmek.
Kürek mahkumu için kürek neyse
Benim için de sana seslenmek[/QUOTE ]

süper sözler + REP

makman
10-28-2006, 11:20 PM
''tekopaco'' teşekkürler...

aZRa
01-15-2007, 03:51 AM
Tskler makman ..

Hidden Blue
01-15-2007, 08:19 AM
Paylaşım İçin Sağolasın Eline Sağlık




EZ Archive Ads Plugin for vBulletin Copyright 2006 Computer Help Forum