xwxserseri
11-06-2006, 11:27 PM
Doğduğumdan bu güne geçen her gün, her gece, tabir-i caizse her
dakika yeni şeyler öğretti bana. Birçoğunu anlamaya çalışırken ağladım, canım yandı, parça parça kendi yüreğimden kanadım, hayatımın okyanuslarına. Önce yaşamaya çalıştım, nefes almayı, yemek yemeyi, sabah kendiliğimden uyanıp, elbiselerimi giyinmeyi, okumayı, yazmayı, saçlarımı taramayı, öğrendim. Sonra bakarken görmeyi, gördüklerimden anlam çıkarmayı…
Yavaş yavaş “sevmek” fiilini “sevgi” ismini kattım cümlelerime ve Sevdim. Sınırsız, doyumsuz, biraz delice, bazen masum, kimi zaman
ağlamaklı… Hep sevdim ve ben sevmeyi de sevdim. Bir çocuğun gökkuşağına yazdığı şiiri, ufak mutlulukların gülüşünü, güneşin doğuşunu, yağmurun sesini, yıldızları, gök gürültüsünün şimşekle oluşturduğu ahengi… Ne varsa sevgiyi anlatan, o renge boyadım ben yüreğimi…
Günler ve günler geçti. Eski saflık kayboldu, güzel hislerimin yaşadığı dünyamda. Çok karanlık bir geceydi, üstüne üstlük soğuktu hava. Siyahlar içinde bir varlık, bana en büyük kötülüğü yaptı. Benim
kelimelerim arasına “nefreti” yazdı. Bilmiyordum anlamını, sordum, anlattılar. Hem de çok güzel anlattılar. Anlatırken sevgime bıçak sapladılar. Ve çare bulamadım bu acıya.
O gün bu gündür aldım payıma düşeni. Meğer dünyaya her gelen karşılaşırmış bununla. Kimi ona benzer, onun yanında yürür, yüreğinde onu besler, onu severmiş. Kimi “gerçek sevgi”sine sahip koyarmış. Dünyanın bozulma sebebi işte bundanmış.
Yıkılmış yenilmiş gibi görünsem de. Geçmişte yaşadığım sevdalardan nefret etmedim, sonu geldi diye çekip gitmedim. Yarama tuz basılmasındandır bu suskunluğum. Mutlu olsaydım, susmazdım hiç. Ama şimdi sırf kötülere inat, çığlıklarımla anlatmıyorum hüzünlerimi.
Kafamı karıştırsa da bu canilikler, bilirim her gün geceyi bulur
ve eminim bu kedere kaynaklık yapan akarsu, elbet bir gün kurur…
dakika yeni şeyler öğretti bana. Birçoğunu anlamaya çalışırken ağladım, canım yandı, parça parça kendi yüreğimden kanadım, hayatımın okyanuslarına. Önce yaşamaya çalıştım, nefes almayı, yemek yemeyi, sabah kendiliğimden uyanıp, elbiselerimi giyinmeyi, okumayı, yazmayı, saçlarımı taramayı, öğrendim. Sonra bakarken görmeyi, gördüklerimden anlam çıkarmayı…
Yavaş yavaş “sevmek” fiilini “sevgi” ismini kattım cümlelerime ve Sevdim. Sınırsız, doyumsuz, biraz delice, bazen masum, kimi zaman
ağlamaklı… Hep sevdim ve ben sevmeyi de sevdim. Bir çocuğun gökkuşağına yazdığı şiiri, ufak mutlulukların gülüşünü, güneşin doğuşunu, yağmurun sesini, yıldızları, gök gürültüsünün şimşekle oluşturduğu ahengi… Ne varsa sevgiyi anlatan, o renge boyadım ben yüreğimi…
Günler ve günler geçti. Eski saflık kayboldu, güzel hislerimin yaşadığı dünyamda. Çok karanlık bir geceydi, üstüne üstlük soğuktu hava. Siyahlar içinde bir varlık, bana en büyük kötülüğü yaptı. Benim
kelimelerim arasına “nefreti” yazdı. Bilmiyordum anlamını, sordum, anlattılar. Hem de çok güzel anlattılar. Anlatırken sevgime bıçak sapladılar. Ve çare bulamadım bu acıya.
O gün bu gündür aldım payıma düşeni. Meğer dünyaya her gelen karşılaşırmış bununla. Kimi ona benzer, onun yanında yürür, yüreğinde onu besler, onu severmiş. Kimi “gerçek sevgi”sine sahip koyarmış. Dünyanın bozulma sebebi işte bundanmış.
Yıkılmış yenilmiş gibi görünsem de. Geçmişte yaşadığım sevdalardan nefret etmedim, sonu geldi diye çekip gitmedim. Yarama tuz basılmasındandır bu suskunluğum. Mutlu olsaydım, susmazdım hiç. Ama şimdi sırf kötülere inat, çığlıklarımla anlatmıyorum hüzünlerimi.
Kafamı karıştırsa da bu canilikler, bilirim her gün geceyi bulur
ve eminim bu kedere kaynaklık yapan akarsu, elbet bir gün kurur…