Kemal_Atmaca
12-16-2006, 11:12 AM
Yalnız Adamın Notları
Yalnız yaratılmadı... Onunda anası, babası ve kardeşleri vardı. Oda herkes gibiydi. Dipdiri canlı ve kanlı. Eli, ayağı, gözü ve kalbi vardı onunda. Oda gülüyor oda ağlıyordu. Oda düşünüyordu. Herşeyden ötesi oda sevmesini biliyor ve sevmek istiyordu.
Ama olmadı işte. Belkide çok görüldü ona bu yaşam ve dışlandı ve kullanıldı... O bunlara aldırmıyor seviyordu hep. Birilerini sevmek ve birileri tarafından sevilmek bu özlemle yaşıyordu . Bu yıllarca sürdü gitti... Gün oldu bir dost aradı bulamadı ; gün oldu bir aşk aradı bulamadı.
Yıllarca aradı, aradı, aradı. O birşey arıyordu aslında. ‘ AŞK’ı... Evet aşkı arıyordu. Evrenin temel dinamizmi olan aşk’ı.. Çünkü, oda sevmek ve sevilmel istiyordu... Onu anlayacak, onu anacak, tanıyacak dinleyecek, sevecek ve arzulayacak bir varlığa, yani bir cana gereksinimi vardı. Ama aşk’ın çehresi olan karanlık ile ışık dalga dalga yayılıyordu onun dünyasına. O bundan habersizdi.
Tüm evrende deyişimler oluyordu ama, onun dünyasında deyişen bir şey yoktu ve hep aynıydı o.
Sular ırmakları, ırmaklar denizleri, denizler ise dalgaları oluşturuyordu.
O aşk’ı bir türlü bulamamıştı... Yıldızlara, taşlara, sulara ve rüzgara sordu aşkı... Biz onu taşıyamayız dediler; onu ancak İnsanoğlu taşır sende git insanoğlunda ara onu bulursun elbet geçde olsa.
Artık umudunu kesmişti... Çünkü, kendini kaybetmişti, kendi özüne yabancılaşmıştı sanki; bir devinim girdabına düşmüştü ve çaresizdi. Kaybettiği kendini tekrar kazanmak, ve kendi özüne geri dönmek istiyordu ama, birtürlü başaramıyordu bunu.
Zaman sonra birini tanımıştı !.. Mutluydu ve o günden sonra kendisini bile aramıyordu artık... Kendince o yıllarca aradığı aşkı bulmuştu sanki; ama bu aşkın onu büsbütün karanlığa mahkum edeceğini bilmiyordu. Bulduğu aşk onun aydınlığını sürekli olarak gölgeliyor ve yutmak istiyordu... Aşk ona sözde ışığı doğurmuştu, doğurmuştu ama, kendi karşıtı olan karanlığıda beraberinde getirmiş ve onu karanlığa esir etmişti; başka bir deyişle aşkın diyer iki evrensel yansımalarından biri onu ablukaya almıştı ve yutuyordu adeta.
O bundan habersizdi ve bulduğunu sandığı aşk ona durmadan dinlenmede, gürül gürül akıp giden ve aynı kaynaktan beslenen, zaman ve mekan boyutlarını oluşturan, aynıyken ayrı düşen kozmik tözler, yani hareket ve evrimin temel dinamizmi olan aşk, iki farklı görünüm ve boyutundan olan birini hazırlamıştı ona ; yani karanlığı, acıyı, terkedilmeyi, kullanılıp atılmayı hazırlamıştı ona.Tüm bunlara rağmen o bununlada mutlu oluyordu veya olmağa çalışıyordu. Öyle bir gün geldiki... Deryalara dönüşen içindeki aşk deyil bir yudum mutluluğu bir damlayı bile çok görmüştü ona...Çünkü son mektupda gelmişti ... ( ELVEDA ) diye yazıyordu... Ve artık aranmıyor sorulmuyordu. Evrenin meta fiziği olan aşk ona geç gelmişti ama birçok acılarıda beraberinde getirip sonrada yıllar sonra çekip gitmişti... Tüm bu kavramlar içinde ne yapması gerektiğini bilmiyor, bilmeden yaşıyordu.
Onca yıl arayıpta geç’de olsa bulduğunu sandığı aşk buydu galiba. Varlığının ve yokluğunun arasındaki bu köPage Rankingü üzerinde yaşamak neydi onun için?.. Hayal bile kurmağa hakkı yoktu sanki... Ölümle eş anlamlı bu yaşam çizgisinde kendinden’de öte olan biri vardı içinde.
Sevgisine vurduğu zinciri umutlarına ve hayallerine vuramıyor onu hala umutla geleceğini ve bir gün tekrar karşılaşacağını hayal ederek bekliyordu... Sanki onu tanıyana kadar hiç yaşamamıştı ve onu tanıdıktan sonra yaşamanın tadına varmış ve tekrar yaşamak istiyordu. Ağlayamıyordu bile doyası olarak hıçkıra hıçkıra... Oysa ağlamak güzeldir ayrım yapmaksızın. Süzülürken yaşlar gözlerinden, kilitlenir bakışların bir anda boşluğa ve onu yaşatırsın o boşlukta.
Ayrılık acısıyla şekillenen onun yokluğu ve o boşlukta yarattığın onun yokluğunun varlığı; düşünsene bir kez !..Aşk Evrense, aşk doğaysa, aşk bedense, türküler’de, şiirler’de onun ruhudur... Dünyayla güneş gibi var olan aşk, yüreklerde dile gelir türküler ve şiirlerle... Yoktur günahı bunun, yoktur cehennem korkusu, yaşama sevinci deyil sevdanın sevincidir var olan.
Aşık olan bir canın coşar yüreği ve dalgalanır deniz gibi ; binlerce milyonlarca olan tutkuyu taşımak mezara kadar ne güzel.
YALNIZ ADAM
KEMAL ATMACA
Yalnız yaratılmadı... Onunda anası, babası ve kardeşleri vardı. Oda herkes gibiydi. Dipdiri canlı ve kanlı. Eli, ayağı, gözü ve kalbi vardı onunda. Oda gülüyor oda ağlıyordu. Oda düşünüyordu. Herşeyden ötesi oda sevmesini biliyor ve sevmek istiyordu.
Ama olmadı işte. Belkide çok görüldü ona bu yaşam ve dışlandı ve kullanıldı... O bunlara aldırmıyor seviyordu hep. Birilerini sevmek ve birileri tarafından sevilmek bu özlemle yaşıyordu . Bu yıllarca sürdü gitti... Gün oldu bir dost aradı bulamadı ; gün oldu bir aşk aradı bulamadı.
Yıllarca aradı, aradı, aradı. O birşey arıyordu aslında. ‘ AŞK’ı... Evet aşkı arıyordu. Evrenin temel dinamizmi olan aşk’ı.. Çünkü, oda sevmek ve sevilmel istiyordu... Onu anlayacak, onu anacak, tanıyacak dinleyecek, sevecek ve arzulayacak bir varlığa, yani bir cana gereksinimi vardı. Ama aşk’ın çehresi olan karanlık ile ışık dalga dalga yayılıyordu onun dünyasına. O bundan habersizdi.
Tüm evrende deyişimler oluyordu ama, onun dünyasında deyişen bir şey yoktu ve hep aynıydı o.
Sular ırmakları, ırmaklar denizleri, denizler ise dalgaları oluşturuyordu.
O aşk’ı bir türlü bulamamıştı... Yıldızlara, taşlara, sulara ve rüzgara sordu aşkı... Biz onu taşıyamayız dediler; onu ancak İnsanoğlu taşır sende git insanoğlunda ara onu bulursun elbet geçde olsa.
Artık umudunu kesmişti... Çünkü, kendini kaybetmişti, kendi özüne yabancılaşmıştı sanki; bir devinim girdabına düşmüştü ve çaresizdi. Kaybettiği kendini tekrar kazanmak, ve kendi özüne geri dönmek istiyordu ama, birtürlü başaramıyordu bunu.
Zaman sonra birini tanımıştı !.. Mutluydu ve o günden sonra kendisini bile aramıyordu artık... Kendince o yıllarca aradığı aşkı bulmuştu sanki; ama bu aşkın onu büsbütün karanlığa mahkum edeceğini bilmiyordu. Bulduğu aşk onun aydınlığını sürekli olarak gölgeliyor ve yutmak istiyordu... Aşk ona sözde ışığı doğurmuştu, doğurmuştu ama, kendi karşıtı olan karanlığıda beraberinde getirmiş ve onu karanlığa esir etmişti; başka bir deyişle aşkın diyer iki evrensel yansımalarından biri onu ablukaya almıştı ve yutuyordu adeta.
O bundan habersizdi ve bulduğunu sandığı aşk ona durmadan dinlenmede, gürül gürül akıp giden ve aynı kaynaktan beslenen, zaman ve mekan boyutlarını oluşturan, aynıyken ayrı düşen kozmik tözler, yani hareket ve evrimin temel dinamizmi olan aşk, iki farklı görünüm ve boyutundan olan birini hazırlamıştı ona ; yani karanlığı, acıyı, terkedilmeyi, kullanılıp atılmayı hazırlamıştı ona.Tüm bunlara rağmen o bununlada mutlu oluyordu veya olmağa çalışıyordu. Öyle bir gün geldiki... Deryalara dönüşen içindeki aşk deyil bir yudum mutluluğu bir damlayı bile çok görmüştü ona...Çünkü son mektupda gelmişti ... ( ELVEDA ) diye yazıyordu... Ve artık aranmıyor sorulmuyordu. Evrenin meta fiziği olan aşk ona geç gelmişti ama birçok acılarıda beraberinde getirip sonrada yıllar sonra çekip gitmişti... Tüm bu kavramlar içinde ne yapması gerektiğini bilmiyor, bilmeden yaşıyordu.
Onca yıl arayıpta geç’de olsa bulduğunu sandığı aşk buydu galiba. Varlığının ve yokluğunun arasındaki bu köPage Rankingü üzerinde yaşamak neydi onun için?.. Hayal bile kurmağa hakkı yoktu sanki... Ölümle eş anlamlı bu yaşam çizgisinde kendinden’de öte olan biri vardı içinde.
Sevgisine vurduğu zinciri umutlarına ve hayallerine vuramıyor onu hala umutla geleceğini ve bir gün tekrar karşılaşacağını hayal ederek bekliyordu... Sanki onu tanıyana kadar hiç yaşamamıştı ve onu tanıdıktan sonra yaşamanın tadına varmış ve tekrar yaşamak istiyordu. Ağlayamıyordu bile doyası olarak hıçkıra hıçkıra... Oysa ağlamak güzeldir ayrım yapmaksızın. Süzülürken yaşlar gözlerinden, kilitlenir bakışların bir anda boşluğa ve onu yaşatırsın o boşlukta.
Ayrılık acısıyla şekillenen onun yokluğu ve o boşlukta yarattığın onun yokluğunun varlığı; düşünsene bir kez !..Aşk Evrense, aşk doğaysa, aşk bedense, türküler’de, şiirler’de onun ruhudur... Dünyayla güneş gibi var olan aşk, yüreklerde dile gelir türküler ve şiirlerle... Yoktur günahı bunun, yoktur cehennem korkusu, yaşama sevinci deyil sevdanın sevincidir var olan.
Aşık olan bir canın coşar yüreği ve dalgalanır deniz gibi ; binlerce milyonlarca olan tutkuyu taşımak mezara kadar ne güzel.
YALNIZ ADAM
KEMAL ATMACA