Dolphins
03-08-2006, 08:55 AM
Biraz Uzun Ama Mükemmel
Okumaya Değer
CanDÜNDAR'dan
ARADA BİR ÇOK BUNALDIĞINIZDA,,,,
>>
>> Bir zamanlar bir psikoloji kitabında okuduğum bir bölüm
>>vardı... Hayatın ve getirilerinin kıymetini anlamak için
>> tavsiye edilen bir metod vardı içinde..
>> Deniyordu ki; "arada bir, çok bunaldığınızda,
>> hayatın sizin için çekilmez hale geldiğini düşündüğünüzde
>> kendinize 10 dakika ayırın ve kendi cenaze töreninizi
>>düşünün"... Cümleyi ilk okuduğumda çarpılmıştım...
>> Ben girişin akabinde pozitif bir gelişme ve tavsiye
>>bekliyordum... Ama " kendi ölümümüzü ve cenazemizi " düşünmemiz
>>tavsiye
>> ediliyordu...
>> Tüylerim diken diken oldu ve yazarın saçmaladığını
>>düşündüm o an... Ama önyargı düşmanı biri olarak okumaya devam
>>ettim...
>> Diyordu ki; " bunları düşündüğünüzde dünyadaki yerinizi,
>> dünyayı terkettiğinizde oluşacak boşluğu, sevdikleriniz ve
>> sizi sevenler için öneminizi anlayacaksınız...
>> Özellikle insanların sizin için neler söyleyeceklerini,
>>onlar için ne ifade ettiğinizi hissetmeye çalışın...
>> O andan geriye dönme şansınız olmadığını, hayat
>> denen kredinizin bittiğini ve onlara
>> yanıt verme şansınız olmadığını düşünün...
>>
>> Tekrar sarılma, bir kez daha öpme ihtimalinizin bittiğini
>> hissedin...
>> Dünyadaki küslüklerin, ayrılıkların, kavgaların
>> yanında bu acının ve geri dönülmezliğin korkunç
>>çaresizliğini
>> yaşayın...
>> Bırakın canınız yansın, bırakın alevler içinde kavrulsun
>>tüm
>> ruhunuz...
>> Orada, o musalla taşında düşünün kendinizi...
>> Seyredin şu an çevrenizde olanların yüz ifadelerini...
>> Akıllarından ve yüreklerinden geçen cümleleri hayal edin...
>> **************
>> Kitaba devam etmeden bıraktım kenara ve gözlerimi
>> kapatıp aynen düşünmeye başladım...
>> Eşimi, oğlumu, annemi, babamı, kardeşlerimi ve diğer tüm
>> çevremi oturttum tek tek kendi cenaze törenimdeki
>> yerlerine... birer birer yerleştirdim tabutumun çevresine
>> hepsini...
>> hayatımda çok nadir bu kadar canım yanmıştı...
>> görüyordum işte "babaaaa..." diye ağlayan biricik oğlumu...
>> Eşim kucağında "ağlayan emanetimle" ayakta durmaya
>> çalışıyordu per perişan...
>> Koca çınar babacığım, belli belirsiz dualar
>> okuyordu, o gözümden hala gitmeyen vakur duruşuyla...
>> Annem, ciğerinden bir parça canlı canlı
>> koparılmış gibi hem içine hem dışına akıtıyordu
>>gözyaşlarını... Kardeşlerim, akrabalarım "çok erken gitti, doyamadı
>> oğluna.."diyordu
>> acıyan ses tonlarıyla... Ve dostlarım... Onlar da
>>şaşkındı... Bazısı "daha dün birlikteydik, nasıl olur.."
>>diyordu...
>> Bunları seyredip onlara "hayır ölmedim, burdayım.." demek
>> istedim hayal olduğunu unutup...
>> Sonra anladım yazarın ne demek istediğini daha devamını
>>okumadan
>> kitabın...
>> *************
>> Farkındalık önemli bir kavramdır psikolojide...
>> Belki de hiç aklımıza gelmeyen ve gelmeyecek bir
>>farkındalığı göstermek istemişti yazar...
>> Kitabı okumaya ne gücüm kalmıştı, ne de isteğim...
>> Almam gereken dersi ve mesajı almıştım...
>> Şimdi ne kitabın adını ne de yazarı hatırlamıyorum...
>> Şu an bunları yazarken bile çok kötü oldum...
>> Bu olayda tek farkındalık da yok üstelik...
>> Biraz kendime geldikten sonra devam ettim
>> hayatımın en zor hayaline...
>> Sırada çevremdekilerin ölümümün akabinde
>> neler söyleyecekleri vardı..
>> Usulen ve nezaketen söylenenlerin dışında...
>> Onlarda bıraktığım izleri, yaşananları ve
>> yaşanamayanları elden geçirerek ben konuşturacaktım
>>hayalimde... İçlerini okuyacaktım, senaryo bana ait olarak...
>> Yaşarken neler yazmıştım, ölümümle neler okuyacaktım...
>> Gerçek duygularıydı ulaşmaya çalıştığım, ölüm
>> acısının etkisiyle girilen duygusal mod değildi,
>> deşifre etmem gereken metin...
>> Canım oğlumun söyleyecek çok şeyi yoktu...
>> Özleyecekti, yokluğumu hissedecekti.. ağlayacaktı aklına
>> geldikçe...
>> Belki ölümün ne anlama geldiğini hissedecek yaşa gelinceye
>> kadar sıradan bir üzüntünün ötesine geçmeyecekti
>>duyguları... Ama hayal bu ya, 18-20 yaşına getirdim 2 saniyede
>> oğlumu... "hayal - meyal hatırlıyorum be baba seni...
>> Keşke şimdi yaşıyor olsaydın da erkek erkeğe
>> sohbet etseydik seninle... Bak mezuniyet törenimde de
>>babasızdım... Askere giderken kimin elini öpeceğim senin yerine..."
>> diyecek canı yanarak bir köşede...
>> Sevgili eşim... Benim muhteşem hatunum... Nasıl dayanır
>>bensizliğe
>> ?...
>> O ki, benim için herşeyini feda edip koşmuştu bana...
>> Hayatının tek adamı şimdi toprak olacaktı...
>> Bir daha " Seni seviyorum " diyemeyecekti...
>> Bir daha hevesle açamayacaktı çalan kapıyı...
>> Ve her gelen gece bensizliğini haykıracaktı yüzüne...
>> Her sabah da bensiz başlayacaktı koca gün...
>> Tek cümlesi takıldı o an içime; " Oyunbozanlık
>> yaptın be böceğim, hani beraber ölecektik ?..."
>> Babam-annem, o bugüne kadar evlat olarak mutlu
>> edecek hiçbir şey yapamamanın acısıyla kahrolduğum güzel
>> insanlar...
>> Helaldi şüphesiz hakları...
>> Bilerek hiç kırmamıştım onları... Üzerine
>> titredikleri evlatları onlardan önce göçmüştü
>> işte önlerinde ve dualarına muhtaçtım....
>> Kaç anne ve babanın çekebileceği bir acıydı ki
>> evladının cenazesinde bulunmak...
>> Herhalde insanın uzun yaşadığına
>> üzüldüğü nadir anlardan olsa gerek...
>> *************
>> Diğerlerine geçmiyorum... Bu yazıyı şu an yazıp
>> sizlerle paylaştığıma göre "diğerlerine" artık sizler de
>> dahilsiniz...
>> Düşünün, birgün bir mail ulaşıyor mail-boxınıza "ölmüş"
>>diye... Sizler kimbilir neler düşünür ve yazardınız...
>> Eşim şu an yanımda ağlıyor, sanki gerçekmiş gibi...
>> Oysa ki yazarın amacı " Yaşamanın ve hala nefes
>> alıyor almanın kıymetini " göstermekti...Benim de öyle...
>> Lafı çok uzattım farkındayım...Ama dediğimiz çözümü zor
>>süreç 2 satırla özetlenemeyecek kadar girintili çıkıntılı...
>> Ben o gün kurduğum o hayalle, canımın tüm yanmasına
>> rağmen YENİDEN DOĞDUM...
>> Bilgisayar diliyle "format attım hayatıma"...
>> Sahip olduklarımın farkına vardım ve hala nefes
>> alıyor olduğum için şükrettim...
>> Gözlerimi açtığım anda o kötü ve acı sahne bitmiş,
>> oyun perde demişti...
>> Peki ya hayal değil de, gerçek olsaydı ve perde bir
>> daha açılmamak üzere kapansaydı...
>> İşte bu final bu yazıyı buraya kadar okumanıza değmiş
>>olmalı... Belki gerildiniz, kötü oldunuz ama devamını
>> getirirseniz buna değer bence...
>> Ben bu akşam melankoliğim ve biraz abartmış olabilirim...
>> Hani sanatçı ve şairiz ya ondandır belki...
>> Bence bu yazıyı sadece okuyarak bırakmayın...
>> LÜTFEN ARADA BİR, BURADAN ALDIKLARINIZI TARTIN,
>> DÜŞÜNÜN VE HAYATINIZI GÖZDEN GEÇİRİN...
>> Ölümün kime ve ne zaman geleceğini Yüce Allah' tan başka
>>bilen
>> yok...
>> İşte bu yüzden hazır yaşıyorken ve nefes alıyorken
>> yapabileceklerinizi yapın, ertelemeyin...
>> Bilerek - bilmeyerek kırdığınız kalpleri tamir edin...
>> Sizi sevenlere ve sevdiklerinize daha fazla zaman ayırın...
>> Ve en önemlisi;
>>
>> VERDİĞİ-VERMEDİĞİ, ALDIĞI-ALMADIĞI HERŞEY İÇİN,
>> TEKRAR TEKRAR ŞÜKREDİN YÜCELER YÜCESİ YARADAN'A
Okumaya Değer
CanDÜNDAR'dan
ARADA BİR ÇOK BUNALDIĞINIZDA,,,,
>>
>> Bir zamanlar bir psikoloji kitabında okuduğum bir bölüm
>>vardı... Hayatın ve getirilerinin kıymetini anlamak için
>> tavsiye edilen bir metod vardı içinde..
>> Deniyordu ki; "arada bir, çok bunaldığınızda,
>> hayatın sizin için çekilmez hale geldiğini düşündüğünüzde
>> kendinize 10 dakika ayırın ve kendi cenaze töreninizi
>>düşünün"... Cümleyi ilk okuduğumda çarpılmıştım...
>> Ben girişin akabinde pozitif bir gelişme ve tavsiye
>>bekliyordum... Ama " kendi ölümümüzü ve cenazemizi " düşünmemiz
>>tavsiye
>> ediliyordu...
>> Tüylerim diken diken oldu ve yazarın saçmaladığını
>>düşündüm o an... Ama önyargı düşmanı biri olarak okumaya devam
>>ettim...
>> Diyordu ki; " bunları düşündüğünüzde dünyadaki yerinizi,
>> dünyayı terkettiğinizde oluşacak boşluğu, sevdikleriniz ve
>> sizi sevenler için öneminizi anlayacaksınız...
>> Özellikle insanların sizin için neler söyleyeceklerini,
>>onlar için ne ifade ettiğinizi hissetmeye çalışın...
>> O andan geriye dönme şansınız olmadığını, hayat
>> denen kredinizin bittiğini ve onlara
>> yanıt verme şansınız olmadığını düşünün...
>>
>> Tekrar sarılma, bir kez daha öpme ihtimalinizin bittiğini
>> hissedin...
>> Dünyadaki küslüklerin, ayrılıkların, kavgaların
>> yanında bu acının ve geri dönülmezliğin korkunç
>>çaresizliğini
>> yaşayın...
>> Bırakın canınız yansın, bırakın alevler içinde kavrulsun
>>tüm
>> ruhunuz...
>> Orada, o musalla taşında düşünün kendinizi...
>> Seyredin şu an çevrenizde olanların yüz ifadelerini...
>> Akıllarından ve yüreklerinden geçen cümleleri hayal edin...
>> **************
>> Kitaba devam etmeden bıraktım kenara ve gözlerimi
>> kapatıp aynen düşünmeye başladım...
>> Eşimi, oğlumu, annemi, babamı, kardeşlerimi ve diğer tüm
>> çevremi oturttum tek tek kendi cenaze törenimdeki
>> yerlerine... birer birer yerleştirdim tabutumun çevresine
>> hepsini...
>> hayatımda çok nadir bu kadar canım yanmıştı...
>> görüyordum işte "babaaaa..." diye ağlayan biricik oğlumu...
>> Eşim kucağında "ağlayan emanetimle" ayakta durmaya
>> çalışıyordu per perişan...
>> Koca çınar babacığım, belli belirsiz dualar
>> okuyordu, o gözümden hala gitmeyen vakur duruşuyla...
>> Annem, ciğerinden bir parça canlı canlı
>> koparılmış gibi hem içine hem dışına akıtıyordu
>>gözyaşlarını... Kardeşlerim, akrabalarım "çok erken gitti, doyamadı
>> oğluna.."diyordu
>> acıyan ses tonlarıyla... Ve dostlarım... Onlar da
>>şaşkındı... Bazısı "daha dün birlikteydik, nasıl olur.."
>>diyordu...
>> Bunları seyredip onlara "hayır ölmedim, burdayım.." demek
>> istedim hayal olduğunu unutup...
>> Sonra anladım yazarın ne demek istediğini daha devamını
>>okumadan
>> kitabın...
>> *************
>> Farkındalık önemli bir kavramdır psikolojide...
>> Belki de hiç aklımıza gelmeyen ve gelmeyecek bir
>>farkındalığı göstermek istemişti yazar...
>> Kitabı okumaya ne gücüm kalmıştı, ne de isteğim...
>> Almam gereken dersi ve mesajı almıştım...
>> Şimdi ne kitabın adını ne de yazarı hatırlamıyorum...
>> Şu an bunları yazarken bile çok kötü oldum...
>> Bu olayda tek farkındalık da yok üstelik...
>> Biraz kendime geldikten sonra devam ettim
>> hayatımın en zor hayaline...
>> Sırada çevremdekilerin ölümümün akabinde
>> neler söyleyecekleri vardı..
>> Usulen ve nezaketen söylenenlerin dışında...
>> Onlarda bıraktığım izleri, yaşananları ve
>> yaşanamayanları elden geçirerek ben konuşturacaktım
>>hayalimde... İçlerini okuyacaktım, senaryo bana ait olarak...
>> Yaşarken neler yazmıştım, ölümümle neler okuyacaktım...
>> Gerçek duygularıydı ulaşmaya çalıştığım, ölüm
>> acısının etkisiyle girilen duygusal mod değildi,
>> deşifre etmem gereken metin...
>> Canım oğlumun söyleyecek çok şeyi yoktu...
>> Özleyecekti, yokluğumu hissedecekti.. ağlayacaktı aklına
>> geldikçe...
>> Belki ölümün ne anlama geldiğini hissedecek yaşa gelinceye
>> kadar sıradan bir üzüntünün ötesine geçmeyecekti
>>duyguları... Ama hayal bu ya, 18-20 yaşına getirdim 2 saniyede
>> oğlumu... "hayal - meyal hatırlıyorum be baba seni...
>> Keşke şimdi yaşıyor olsaydın da erkek erkeğe
>> sohbet etseydik seninle... Bak mezuniyet törenimde de
>>babasızdım... Askere giderken kimin elini öpeceğim senin yerine..."
>> diyecek canı yanarak bir köşede...
>> Sevgili eşim... Benim muhteşem hatunum... Nasıl dayanır
>>bensizliğe
>> ?...
>> O ki, benim için herşeyini feda edip koşmuştu bana...
>> Hayatının tek adamı şimdi toprak olacaktı...
>> Bir daha " Seni seviyorum " diyemeyecekti...
>> Bir daha hevesle açamayacaktı çalan kapıyı...
>> Ve her gelen gece bensizliğini haykıracaktı yüzüne...
>> Her sabah da bensiz başlayacaktı koca gün...
>> Tek cümlesi takıldı o an içime; " Oyunbozanlık
>> yaptın be böceğim, hani beraber ölecektik ?..."
>> Babam-annem, o bugüne kadar evlat olarak mutlu
>> edecek hiçbir şey yapamamanın acısıyla kahrolduğum güzel
>> insanlar...
>> Helaldi şüphesiz hakları...
>> Bilerek hiç kırmamıştım onları... Üzerine
>> titredikleri evlatları onlardan önce göçmüştü
>> işte önlerinde ve dualarına muhtaçtım....
>> Kaç anne ve babanın çekebileceği bir acıydı ki
>> evladının cenazesinde bulunmak...
>> Herhalde insanın uzun yaşadığına
>> üzüldüğü nadir anlardan olsa gerek...
>> *************
>> Diğerlerine geçmiyorum... Bu yazıyı şu an yazıp
>> sizlerle paylaştığıma göre "diğerlerine" artık sizler de
>> dahilsiniz...
>> Düşünün, birgün bir mail ulaşıyor mail-boxınıza "ölmüş"
>>diye... Sizler kimbilir neler düşünür ve yazardınız...
>> Eşim şu an yanımda ağlıyor, sanki gerçekmiş gibi...
>> Oysa ki yazarın amacı " Yaşamanın ve hala nefes
>> alıyor almanın kıymetini " göstermekti...Benim de öyle...
>> Lafı çok uzattım farkındayım...Ama dediğimiz çözümü zor
>>süreç 2 satırla özetlenemeyecek kadar girintili çıkıntılı...
>> Ben o gün kurduğum o hayalle, canımın tüm yanmasına
>> rağmen YENİDEN DOĞDUM...
>> Bilgisayar diliyle "format attım hayatıma"...
>> Sahip olduklarımın farkına vardım ve hala nefes
>> alıyor olduğum için şükrettim...
>> Gözlerimi açtığım anda o kötü ve acı sahne bitmiş,
>> oyun perde demişti...
>> Peki ya hayal değil de, gerçek olsaydı ve perde bir
>> daha açılmamak üzere kapansaydı...
>> İşte bu final bu yazıyı buraya kadar okumanıza değmiş
>>olmalı... Belki gerildiniz, kötü oldunuz ama devamını
>> getirirseniz buna değer bence...
>> Ben bu akşam melankoliğim ve biraz abartmış olabilirim...
>> Hani sanatçı ve şairiz ya ondandır belki...
>> Bence bu yazıyı sadece okuyarak bırakmayın...
>> LÜTFEN ARADA BİR, BURADAN ALDIKLARINIZI TARTIN,
>> DÜŞÜNÜN VE HAYATINIZI GÖZDEN GEÇİRİN...
>> Ölümün kime ve ne zaman geleceğini Yüce Allah' tan başka
>>bilen
>> yok...
>> İşte bu yüzden hazır yaşıyorken ve nefes alıyorken
>> yapabileceklerinizi yapın, ertelemeyin...
>> Bilerek - bilmeyerek kırdığınız kalpleri tamir edin...
>> Sizi sevenlere ve sevdiklerinize daha fazla zaman ayırın...
>> Ve en önemlisi;
>>
>> VERDİĞİ-VERMEDİĞİ, ALDIĞI-ALMADIĞI HERŞEY İÇİN,
>> TEKRAR TEKRAR ŞÜKREDİN YÜCELER YÜCESİ YARADAN'A