Web Stats

mükemmel bir yazı okumalısınız...

moon_elf
12-26-2007, 07:27 PM
Karla kaplı kaldırımda kayıp düşmemek için ağır ağır yürürken birkaç gündür diline
doladığı Manga&Göksel Dursun Zaman isimli şarkıyı mırıldanıyordu.. “Her sabah
doğan güneş bir sabah doğmaz oldu, elleri ellerimden kayıp giden yıldız oldu..” ve
tekrar başa dönüp “Her sabah doğan güneş bir sabah doğmaz oldu, elleri ellerimden
kayıp giden yıldız oldu..” ve tekrar başa, tekrar başa.. Metro’dan evine kadar
olan o mesafede hep aynı bölümü tekrarladı.. Gözyaşları öyle güçlü bir şekilde
dış dünyaya açılma gayreti içerisinde olsalar da odasına kadar sabredebildi..
Odasının ışığını yakmadan koltuğuna oturdu ve sessiz hıçkırıklarla ağladı..
En son 1999 yaz mevsiminde bu kadar yoğun ve güçlüydü yanağından süzülen
yaşlar..Bir süre sonra odasının soğukluğuyla kendisine geldi, sigarasını yaktı,
bilgisayarını açtı ve yazmaya başladı;
“Yıllarca hep O’nu bekledim, mutlaka gelecekti çünkü O’da beni bekliyordu..
Biliyorduk bir gün bir şekilde karşılaşacaktık ve ilk karşılaştığımızda bulduk
diyecektik.. Bu derece emindim ve yıllarca “ acaba O mu? “ diyerek başka
ellerde, başka gözlerde, başka dudaklarda onu aradım.. Üniversite yıllarımdı
ve bir sonbahar gününde O geldi.. Muhteşem güzelliğiyle, zekasıyla ve adına da
çok yakışan göz alıcı ışıltısıyla “Güneş” bir gün geldi.. Öyle derin, öyle sevecen,
öyle harikulade bir şekilde geldi ki ve öyle ışık saçıyordu ki gözleri, geçmişimdeki
tüm karanlıkları dahi aydınlattı.. Artık sabah doğan akşam batan güneşe ihtiyacım
yok diye düşünmeye başlamıştım.. Güneş’im her şeye yetecekti, beni ısıtacak
aydınlatacaktı.. Birbirimizi tanımak tanıtmak için hiç uğraşmadık çünkü dediğim
gibi biz birbirimizi bekliyorduk, tanıyorduk.. Ve her şey o kadar güzeldi ki
birlikteyken, biraz ayrı kalsak o muhteşem dakikaları çok özlüyorduk..
Artık yetmiyordu birkaç saatlik görüşmeler, bunu anlamıştık.. Birlikte uyuyup
birlikte uyanmak nedir bunu da yaşamıştık ama bir-iki günle yetinmemiz artık
olanaksızdı.. Birlikte yaşlanmalıydık, buna inanmıştık.. Güneş ve ben.. “Birde
oğlumuz olsun adını Kurtuluş koyalım” teklifimi öyle tebessümle karşılamış ve
o kadar tatlı boynuma sarılmıştı ki o an şu birkaç yıl hemen bitsinde mezun olup
sonsuzluğa imza atalım istedim..”
“1999 baharı her şeyi ile muhteşem bir şekilde Güneş ile birlikte geçti gitti
ve sıcaklığı ile bunaltan yaz mevsimi geldi.. O zamanları daha çok Beşiktaş ve
Ortaköy’deki sahildeki çay bahçelerinde değerlendirdik. Ve asla vazgeçemediğimiz
hafta sonu ada turlarımız, fayton..
İyi hatırlıyorum çok sıcak bir Pazartesi akşamıydı, Beşiktaş sahilde küçücük
taburelerin olduğu salaş çay bahçesinde (Şu sıralar Barbaros Hayrettin Paşa
iskelesi olarak adı geçen iskelenin yanı) çaylarımızı yudumlarken bir anda Güneş’e
bir şeyler olmuştu. Rengi solmuş, durgunlaşmış, ışıltısı yok olmuştu..
-Neyin var Güneş? Bir anda durgunlaştın seni hiç böyle görmemiştim?
-İçime bir sıkıntı saplandı, ilk defa bu denli bir şey oluyor bu yüzden tarif
edemiyorum nedenini çözemiyorum..
-Kalkalım mı? Yürüyelim ister misin?
-Hayır, sen burayı çok seviyorsun.. Kalalım ve sadece beni sevdiğini söyle..
-Sen normal değilsin Güneş, öyle ise bende normal olmayacağım..
Ayağa kalktım ve her zaman tamamı dolu olan çay bahçesindeki ve çevresindeki
insanlara aldırmadan bağırabildiğim kadar bağırdım “SENİ SEVİYORUM..!”
Şok olmuştu. Ellerinden tutup ayağa kaldırdım ve sımsıkı sarıldık. Gülenler de
oldu alkışlayanlar da.. Hiç aldırmadan sarıldık ve sonra yüzüne baktığımda parıl
parıl parlıyordu Güneşim, kendine gelmişti.. Sonra çay bahçesinden ayrıldık,
yolu uzundu, Beşiktaş’tan Avcılar’a gidecekti bu yüzden geç olmadan onu evine
uğurladım.. Ben de evime gitmek için otobüste bir cam kenarına oturdum,
camda onun o hali beliriyor içim ürperiyordu.. Ne olmuştu acaba? düşüncesi içinde
evime ulaştım. Odamda masamın üzerine O’nun yerleştirdiği ve ikimizin yan yana
olduğu resim vardı. Alıp uzun uzun O’na baktım.. O’nun o muhteşem tatlılığına
daldım ve bir süre sonra telefonum çaldı;
-Ben evime geldim özlediğim.
-İyisin di mi?
-Nasıl iyi olmam ki çay bahçesinde yaptığından sonra. Eve gelene kadar düşündüm
ve karar verdim. Sen delisin ve ben bir deliyi seviyorum..
-Deliyim evet aksini hiç iddia etmedim ki.
Sonra birkaç hoş söz ve gülüşmeler eşliğinde telefon görüşmemizi bitirdik. İçim
rahatlamıştı ve neşeli şekilde salona geçtim. Neşeli halim televizyona konsantre
olmuş ev arkadaşımın da gözünden kaçmamış olacak ki sordu;
-Hayırdır yüzünde güller açmış..
-Güller güneşi severler bilirsin.
-Ha o mesele, bu arada benim yarın doğum günüm bilesin.
-Nasıl yarın?
-Eee 17 Ağustos işte..
-Tamam yapacakların belli. Pasta, kola, mum falan al, akşam sen mumları üflerken
resmini çekerim, sonra doğum günün kutlu olsun derim. Nasıl ama?
Salonda bu neşeli sohbet ile saat baya ilerlemişti. Odama gidip yatağıma
uzandığımda saat 00:30 civarıydı.Karışık düşünceler içerisinde uykuya daldım.
Derken gecenin sessizliğini yırtan telefonumun sesi ile ansızın uyandım, arayan
O idi;
-Bilirsin sana kıyamam, bu saatte asla aramam uyandırmam seni ama sesini duymak
istedim.
-Güneş, bak bana doğruyu söyle neyin var?
-Yemin ederim bilmiyorum, tek bildiğim uyuyamadığım.Ve bir de sesini duymak
zorundaydım.
-Nasıl zorundaydım? Nedir bu? Ne olur söyle? Neyin var Güneş?
-Bilmiyorum, bilmiyorum, bilmiyorum…
-Bak aklından tüm kötü düşünceleri at ve uykuya dal, yarın bu konuyu mutlaka
konuşacağız..
-Tamam hayatım, seni seviyorum, iyi uykular.
-Bende seni seviyorum Güneşim.. iyi uykular.
Aklım iyice karışmıştı, yarın ne olduğunu mutlaka öğrenmeliydim. 15-20 dakika
tavana bakarak düşüncelere daldım.. Derken ondan bir mesaj geldi..
“Beni hiç bırakmayacaksın di mi? Hiç bir şey bizi ayırmayacak di mi?”
“O nasıl söz Güneş’im, sen bir sabah doğmasan zifiri karanlıkta ben yaşayabilir
miyim sanıyorsun? Seninleyim ve bizi ancak ölüm ayırabilir, başka bir neden asla
olamaz..”
Mesajı gönderdiğimde O’nun artık rahatça uyuyabileceğini düşünürken o da neydi???
Çok derinden çok garip bir gürültü. Nedir bu?? Yataktan kalkamıyorum.
Olağandışı bir sarsıntı.. Nedir bu Allah’ım!! Neler oluyor? Güneş.. Güneş.. Deprem.
.!?!?!?! Nasıl bir şeydir bu, kendimi sokağa atmalıydım.. Yatağımın yanındaki
telefonu iradem dışında alarak kapıya doğru yöneldim.. Yürüyemiyordum,
her yer sallanıyor durmuyordu.. Apartman boşluğuna ulaştığımda herkeste bir
panik, ev arkadaşımın gözlerindeki dehşet, bağrışmalar, çocukların ağlamaları..
Merdivenlerde korku dolu gözler, anında kesilen elektrik, her yer kapkaranlık..
Uzun süren sarsıntı yeni durmuştu ve caddeye fırladığımda herkes oradaydı..
Ailem?? Güneş..?? Güneş’i aramalıydım, ailem uzaktaydı, orada hissetmemişlerdir
bile diye düşünerek Güneşi aramalıyım dedim.. Güneş.. Güneş.. Aç telefonu!!
Lanet olsun! Güneş aç telefonu! Sonra lanet olası şebeke problemleri.
. Güneşe ulaşmalıydım, komşumuz Kemal Abi, arabasını istediğimde o korku-
panik halinde hiç düşünmeden “Al ama anahtar yukarıda kaldı” dedi..
İçimdeki o korku öylesine yok olmuştu ki, direk herkesin uzak durduğu
apartman boşluğundan Kemal Abinin dairesine ulaştım.. Aşağıya fırladığımda
herkesin yüzünde o kapkara korkuyu yeniden gördüm.. Arabaya bindim ve
gidebileceğim en kestirme yollardan Avcılar’a doğru yola çıktım..
Ne kadar sürdü bilmiyorum sonunda Güneş’in oturduğu evin sokağına ulaştım.
Sokağın başında bir panik.. Arabadan indim ve kalabalığı yararak o sokağa girdim
. Sokağın diğer ucuna yakın, açık mavi mozaiklerle kaplı bir binaydı.. Koştum..
Olamazdı, bina yoktu, vardı ama yoktu..Yedi katlı bu bina yıkılmış beton
enkazına dönmüştü.. Çıldırmak üzereydim.. Güneş diye haykırıyordum.
. Hiçbir yerden O’nun sesi gelmiyordu.. Etraftaki insanların içinde onu aradım.
. Yoktu, hayır o enkazın altında olamazdı.. Güneşim orada olamazdı..!
Panik içinde bağırmaya devam ettim. Enkaz üzerine doğru çıkarak elime
geçen tüm taş parçalarını, kiremitleri sokağa doğru fırlatıyordum..
Bir polis memuru yanıma yaklaşarak “Sabaha doğru kurtarma ekipleri gelecek,
onlar gelene dek enkazın üzerinde yapacağınız bilinçsiz hareketler enkaz
altında yaşama şansı olanların bu şanslarını azaltabilir..” diyerek koluma girdi
ve beni enkazdan 10 metre uzakta bir kaldırım üzerine oturttu.
. Hayır Güneş’e bir şey olmuş olamazdı.. Yaşayacaktı, o muhteşem güzelliği
ile karşıma oturup gülümseyecekti bana..
Sabah kurtarma ekipleri geldi, Güneş’i kurtaracaklardı.. Gücümün sonuna dek
kurtarma ekiplerine yardım ettim ama olmuyordu..
Yedi katlı binanın ikinci katında yaşıyordu Güneş ve bina olduğu yere çökmüştü..
Kurtarma ekibi olağanca hızıyla çalışıyordu. Saatler ilerledikçe herkes umudunu
yavaş yavaş yitiriyordu. Ben ise O’nun beni asla bırakmayacağını biliyordum
. Ellerim beton kütlelerini kaldırmaya çalışmaktan parçalanmıştı ama yorgunluk hiç
hissetmiyordum.. Sesimin kısılmış olmasına rağmen tüm gücümle bağırmaya
çabalıyordum.. Ve bu çabalar içerisinde çok uzun saatler geçti..
Tehlikeli saatler gelmişti ve artık herkes bu saatten sonra yaşaması mucize
olacaktır şeklinde mırıldanıyordu.. Ve yaklaşık 40 saat sonra bir hareketlenme
oldu enkaz çevresinde. Kurtarma ekipleri elleriyle birbirlerine işaretler yapıyorlar,
ben ise ne olduğunu anlamaya çalışıyordum.. Hemen enkazın üzerine gittim.
. Oradaydı..! Güneşim oradaydı..! Sadece saçı ve biraz da sırtı görünüyordu
ve üzerinde geçmişte benim olan ve bundan bir ay önce o istediği için ona hediye
ettiğim t-shirtüm vardı. Hiç sesi çıkmıyordu, kimseye yanıt vermiyordu.
O sıra birkaç makine ile onu çıkartmak için betonları kaldırdılar, beton demirlerini
kestiler.. Bu iş 1-2 saat sürdü ve sonunda ekipten birkaç kişi sakince
O’nu yukarı doğru çekip bir sedyeye yatırdılar. Güneşim diye haykırarak
eğildim O’na doğru. Gözleri kapalıydı, hiçbir yaşam belirtisi göstermiyordu ama hala
o ilk gördüğüm günkü parıltısını saçıyordu, hiçbir yara izi yoktu.. Ekipten doktor
olduğunu söyleyen adam O’na doğru eğildi.. Ve kısa bir süre sonra adamın yüzü bir
anda beton griliğine büründü.. Hayır kötü bir şey söylememeliydi.. Hayır Güneş’im
ölmüş olamazdı..
Adam titreyen sesi ile bir elini omzuma koyarak “O’nu kurtaramadık evladım..”
dediğinde Güneş’e doğru eğilip sımsıkı sarıldım bir eli kolyesine kenetlenmiş cansız
bedenine.. Sonrasını ise hatırlamıyor belki de hatırlamak istemiyordum..”
Geçen 6,5 senenin birikimini ilk defa yazıya döküyordu adam ve gözyaşlarının
ıslattığı yanağı parlıyordu florasan ışığında.. Şarkının şu sözleri ise her şeyi ile
O’nu yaşatıyordu odasının her tarafında.. “Her sabah doğan güneş bir sabah doğmaz
oldu..Elleri ellerimden kayıp giden yıldız oldu..” “Giderken bıraktığın bütün renkler
siyah oldu..” Ve yeniden O’nu son gordüğü anı hatırlıyordu ; Güneş’in
cansız bedenine sarıldığında, Güneş’in bir eli kolyesine kenetlenmiş, diğer eli ise
sımsıkı cep telefonunu sarmıştı.. Cep telefonunu Güneş’in avucundan çekip
aldığında telefonun ekranındaki, Güneş’in o felaket gecesinde sevdiğine cevap
olarak yazdığı ama belli ki göndermeye fırsat bulamadığı “Bizi ölüm bile ayırmasın.
.” cümlesine cevap verircesine “Güneş’im, bizi ancak ölüm ayırır demiştim..
Yanılmışım Güneş’im..! Yanılmışım..! Hala bendesin Güneş’im..”
diye bağırarak hıçkırıklarla ağlıyordu.. 17 Ağustos 1999 Saat 03:02’deki
büyük depremde doğa, bir bedeni diğer bedene işte bu şekilde taşıyordu..
______________________

çilekeş
12-31-2007, 01:31 PM
Offf Allah Kimseye Boyle Bir Aci Vermesin Tesekkurler Cok Guzeldi

wandamme
07-04-2008, 10:00 AM
ne sewgiler war şu fani dünyada ya.
ellerine saglık kardeşim saoLasıN...




EZ Archive Ads Plugin for vBulletin Copyright 2006 Computer Help Forum